Hukuk Usulünde GÖREVSİZLİK ve YETKİSİZLİK KARARLARI

Hukuk Usulünde

GÖREVSİZLİK ve YETKİSİZLİK KARARLARI

ÜZERİNE YAPILACAK MUAMELELER

 

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (HUMK) 27 nci maddesi,

görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemenin, dâva

dilekçesi ve dosyasını görevli veya yetkili mahkemeye göndereceğini

bildirmektedir. Bu hükümden, dâva dosyasının görevli veya yetkili

mahkemeye gönderilmesi işinin mahkemece re’sen yapılacağı

gibi bir mâna çıkmakta ise de, HUMK m. 193 bunun ancak tarafların

başvurması üzerine mümkün olacağını açık bir şekilde hükme

bağlamaktadır. HUMK m. 193’ün, görevsizlik veya yetkisizlik

kararı üzerine dâvaya görevli veya yetkili mahkemede devam edilebilmesi

için öngördüğü şartlar ilk bakışta gayet açık gibi gözükmekte

ise de, tatbikatta bu maddenin anlaşılmasında çeşitli tereddütler

ortaya çıkmış ve bu sebeple maddenin hemen her kelimesinin »

tefsir ve izahı gerekmiştir.

Bu yazının gayesi, görevsizlik ve yetkisizlik kararları üzerine

yapılacak muameleleri tatbikatın ışığı altında toplu bir şekilde incelemektir.

Ancak konunun daha iyi izah edilebilmesi için, daha önce

görevsizlik ve yetkisizlik kararları hakkında kısaca izahat verilmesi

uygun olacaktır. Bundan başka, Ticaret Kanununun 5 inci

maddesinin son fıkrası ile, görevsizlik kararı üzerine yapılacak muameleler

hakkındaki usul hükümlerinin ticaret (veya asliye) mahkemelerinin

gönderme kararları hakkında da uygulanacağı kabul

edildiğinden, yazımızın son bölümünde ticaret (veya asliye) mahkemelerinin

verdikleri gönderme kararları üzerine yapılacak muameleler

de inceleme konusu yapılacaktır.

156 Prof. Dr. Baki KURU

  • 2. GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI

  1. A) GÖREVSİZLİK KARARLARI

Görev kaideleri (HUMK m. 1-8) âmme intizammdandır (1). Bu

sebeple, mahkeme, görevli olup olmadığını re’sen nazara alabilir ve

görevsiz olduğu neticesine varırsa re’sen görevsizlik kararı verir

(HUMK m. 7 f. I). Mahkeme, duruşma yapmadan da görevsizlik

kararı verebilir (2).

Taraflar da, yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler

(HUMK m. 7 f. II). Görev itirazı esas itibariyle dâvâlı tarafından

yapılır. Fakat, esas hakkındaki dâvası reddolunan davacının

da, mahkemenin hükmünü görevsizlik sebebiyle temyiz edebileceği

(HUMK m. 428/2) doktrinde kabul edilmektedir (3).

Dâvaya bakan hüküm mahkemesi gibi, Yargıtay da görev meselesini

re’sen nazara alıp incelemek zorundadır. Bunun için, tarafların

hükmü görevsizlik sebebiyle de temyiz etmiş olmalarına lüzum

yoktur (4).

Görev itirazında bulunulmuşsa (ve hattâ görev itirazında bulunulmamış

olsa bile, re’sen), mahkemenin ilk önce görevli olup

olmadığını inceleyip karara bağlaması gerekir (5).

(1) Bakınız ezcümle: 4/2/1959 gün ve 13/5 sayılı içtihadı birleştirme kararı

(Resmî Gazete : 28/4/1959, sayı 10193).

(2) «Sulh mahkemesinin duruşma yapmaksızın görevsizlik kararı vermesinde,

kanuna aykırı bir yön yoktur. Çünkü, Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanununun 7 nci maddesi gereğince görülmesi diğer bir mahkemeye

ait bir dâva mahkemeye arzolunursa, mahkeme görevli olmadığına

re’sen karar verir. Diğer tarafın kabul ve itirazı görevli mahkemenin

belli edilmesine etkili olamaz. Bu sebeple de diğer tarafın,

karardan önce dinlenmesi şart değildir» (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin

24/12/1963 gün ve 3381/9098 sayılı kararı : Adalet Dergisi 1964/3-4

  1. 402 – 405; İstanbul Barosu Dergisi 1964/1-4 s. 50-54).

(3) Bakınız: Postacıoğlu, İlhan E., Medenî Usul Hukuku Dersleri, İstanbul

1966, 3. Baskı, s. 101; Bilge, Necip, Medenî Yargılama Hukuku

Dersleri, Ankara 1967, 2. Baskı, s. 162; Kuru, Baki, Hukuk Muhakemeleri

Usulü, Ankara 1964, s. 102.

(4) «Olayda dâvanın esastan reddedilmiş olması nedeniyle dâvâlının görev

yönünden işbu kararı temyiz etmemiş bulunması hükmün görev

bakımından bozulmasına engel teşkil etmez. Bu itibarla dâva dilekçesi

görev yönünden reddedilmek üzere hüküm bozulmalıdır» (Yargıtay

  1. Hukuk Dairesinin 3/3/1966 gün ve 965/11160 – 5126 sayılı kararı:

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin seçilmiş son içtihatları, II, İstanbul

Barosu Dergisi Eki, İstanbul 1966, s. 106).

(5) Bakınız meselâ : «Husumet ve vazife meselelerinin hallini icap ettiren

ahvalde evvelâ vazife mevzuunun ele alınması zarurîdir» (Hukuk

 

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI 157

Gerek görev itirazı üzerine gerekse re’sen görevli olmadığı sonucuna

varan mahkeme, görevsizlik kararında görevli mahkemenin

hangi mahkeme olduğunu da bildirmeli ve dâva dosyasının bu

görevli mahkemeye gönderilmesine de karar vermelidir (HUMK m.

27). Görevsizlik kararında görevli mahkemenin yanlış gösterilmiş

olması bozmayı gerektirir (6). Bundan başka, «dâva dilekçesinin

görevsizlik bakımından reddine ve dosyanın görevli… mahkemesine

yollanmasına» şeklinde karar verilmemiş olması da bozma (temyiz)

sebebidir (7).

  1. B) YETKİSİZLİK KARARLARI

Yetki kaideleri (HUMK m. 9-21) kaideten âmme intizamından

değildir. Yetkinin âmme intizamından olmadığı hallerde, yetki itirazı

sadece ilk itiraz (HUMK m. 23, 187/2) olarak ileri sürülebilir.

Yetki itirazı, dâvanın başında esasa girişilmeden önce (8) varsa diğer

bütün ilk itirazlarla birlikte yapılır (HUMK m. 188, 478). Yetki

ilk itirazında bulunan dâvâlının, bu itirazı hakkında mahkemece

bir karar verilinceye kadar esasa cevap vermek (yani esas

hakkındaki cevap lâyihasını da birlikte vermek) mecburiyeti yoktur

(9). Dâvâlının yetki itirazı davacıya tebliğ edilir (HUMK m. 189

Genel Kurulunun 8/5/1957 gün ve 4/39-32 sayılı kararı, yayınlanmamıştır).

 

«Bir dâvada görev ve yetki meseleleri birleştiği takdirde, evvelâ,

görev meselesinin çözülmesi gerekir. Çünkü yetkisizliğe ilişkin ilk itirazı

halledecek mahkeme, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun

191 inci maddesine göre esas dâvayı görmeğe yetkili olan mahkemedir.

Maddede sözü edilen salâhiyettar mahkeme tâbiri, madde itibariyle

salahiyetli mahkemeye, yani görevli mahkemeye ilişkindir» (Yargıtay

Ticaret Dairesinin 1/6/1964 gün ve 2495/1996 sayılı kararı : İlmî

ve Kazaî İçtihatlar Dergisi 1964/47 s. 3362-3363).

«iptidaî itirazlar vazifesiz mahkemede tetkik ve halledilemez, bu

hususların vazifeli mahkemede karara bağlanması gerekir» (Yargıtay

  1. Hukuk Dairesinin 29/6/1953 gün ve 1515/3880 sayılı kararı: Çatalkaya-Tarıkoğulları-Özcan,

Yeni İçtihath Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanunu, Ankara 1965, s. 18 no. 49).

(6) Bakınız ezcümle : Yargıtay Ticaret Dairesinin 9/9/1955 gün ve 4518/

6060 sayılı kararı (Son İçtihatlar 1955/93 s. 2558-2559).

(7) Bakınız : Yargıtay Ticaret Dairesinin 25/9/1953 gün ve 5055/4748 sayılı

kararı (Karaok, Hasan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 2.

Baskı, 1957 s. 147 no. 3).

(8) Yani, asliye mahkemelerinde esasa cevap müddeti (kaideten on gün,

HUMK m. 195) içinde ve sulh mahkemelerinde ilk celsede (HUMK

  1. 478).

(91 Bu halde, mahkeme yetki itirazının reddine karar verirse, dâvâlıya

dâvanın esasına cevap verebilmesi için bir cevap müddeti tâyin eder

\HUMK m. 196; karşılaştırınız: HUMK m. 478, 479).

158 Prof. Dr. Baki KURU

  1. I). Yetki itirazı hadiseler (HUMK m. 222 – 225; 483 – 485) gibi

incelenip karara bağlanır (HUMK m. 190). Özellikle, yetki itirazında

bulunan dâvâlının celseye gelmek mecburiyeti yoktur (HUMK

  1. 224 f. II).

Mahkemenin yetkisiz olduğunu iddia eden dâvâlı, yetki itirazında

yetkili mahkemeyi göstermeye mecburdur (HUMK m. 23 son

cümle). Dâvâlı, sadece yetkili mahkemeyi (daha doğrusu hangi yer

mahkemesinin yetkili olduğunu) göstermekle mükellef olup, bundan

başka hangi mahkemenin görevli olduğunu (sulh, asliye) bildirmek

zorunda değildir (10). Dâvâlı, j’etki itirazında yetkili mahkemeyi göstermemişse,

yetki itirazı kabul edilmez (11). Hattâ, dâvâlı yetki itirazında

birden fazla yetkili mahkeme bildirmiş olup da, dâvanın

bunlardan hangisine gönderilmesini istediğini tasrih etmemişse, yetki

itirazı gene reddolunmaktadır. Bir hadisede, dâvâlı yetki itirazını

havi dilekçesinde hem haksız fiilin vukubulduğu yerden, hem de

kanunî ikametgâhından bahsetmiş, fakat dâvanın görülmesini istediği

yetkili mahkemenin hangisi olduğunu beyan etmemişti. Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu, dâvâlının yetki itirazında yetkili mahkemeyi

tereddüde mahal bırakmıyacak şekilde açıkça bildirmediği

gerekçesiyle, yetki itirazının reddedilmesine karar vermiştir (12).

Dâvâlının yetki itirazında yetkili olduğunu bildirdiği mahkemenin

gerçekten yetkili olması lâzımdır. Yetki itirazında yetkili mahkeme

doğru gösterilmemişse, mahkeme kanuna göre gerçekten yetkili

olan mahkemeyi araştırıp tesbit ederek yetkisizliğine ve dosyanın

o yer mahkemesine yollanmasına karar veremez. Bu halde, yetki

itirazında yetkili mahkemenin doğru gösterilmemiş olması sebebiyle,

yetki itirazının reddine karar verilmelidir (13).

Mahkeme, yetki itirazını incelerken, kendisinin yetkili olup olmadığını

tesbit bakımından, dâvâlının yetki itirazmdaki beyanları

(10) Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 6/1/1967 gün ve 965/9881-125 sayılı kararı

(Ankara Barosu Dergisi 1967/1 s. 150).

(11) Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30/3/1962 gün ve 1873/1966 sayılı kararı

(Son İçtihatlar 1962/170 s. 5126 – 5127).

(12) Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/10/1957 gün ve 3/45-44 sayılı kararı

(Ömerbaş-Çetintaş/Temyiz İVkıhkemesi Hukuk Genel Kurulu emsal

kararları ve içtihadı birleştirme kararlan, cilt III, Ankara 1960 s.

298-299).

(13) Bakınız : Yargıtay Ticaret Dairesinin 2/7/1954 gün ve 953/5648-4946

sayılı kararı (Ekrem Edgü – Necmeddin Arvas, Temyiz Mahkemesi Ticaret

Dairesi Emsal Kararları, Ankara 1955, s. 50); Yargıtay 2. Hukuk

Dairesinin 20/6/1966 gün ve 3618/3605 sayılı kararı (İlmî ve Kazaî İçtihatlar

Dergisi 1966/68 s. 4733 ve 1966/71 s. 4918).

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI 159

ile bağlı olmayıp, yetki hakkındaki kanunî hükümleri bütün şümulü

ile nazara almak ve ona göre yetkili olup olmadığı hakkında bir karar

vermek zorundadır. Meselâ, dâvâlı ikametgâhının dâvanın açıldığı

yerden başka bir yerde olduğundan bahisle yetki itirazında bulunmuşsa,

mahkeme dâvâlının ikâmetgâhının gerçekten başka bir

yerde olduğu gerekçesiyle hemen yetkisizliğine karar vermeyecektir.

Bilâkis, mahkeme özel yetki hükümlerinden (HUMK m. 10 –

21) birine göre yetkili olup olmadığını da araştıracaktır. Eğer, meselâ

mahkeme sözleşmenin icra edileceği yer mahkemesi ise, dâvaya

bakmaya yetkili olduğundan (HUMK m. 10), dâvâlının yetki

itirazını reddedecektir (14). Buna mukabil, mahkeme genel ve özel

yetki hükümlerinden (HUMK m. 9 – 21) hiç birine göre kanunen

(veya yetki sözleşmesine göre) yetkili değilse, o zaman (15) yetkisizlik

kararı verecektir.

Yetki kaideleri bazı istisnaî hallerde âmme intizammdandır.

Ezcümle, HUMK m. 11, 13, 15, 17 ve İİK m. 154’de olduğu gibi (16).

Yetkinin âmme intizamından olduğu hallerde, yetki itirazı ilk itiraz

olmayıp, taraflar (fakat daha ziyade dâvâlı) yargılamanın bitimine

kadar yetki itirazında bulunabilirler ve mahkeme de yargılamanın

bitimine kadar yetkisizliğini re’sen nazara alıp yetkisizlik

kararı vermek zorundadır (HUMK m. 23). Yetkinin âmme intizamından

olduğu hallerde, yetki itirazında bulunan tarafın itirazında

yetkili mahkemeyi göstermemiş olması, yetki itirazının reddini

gerektirmez. Burada, yargılama sonuna kadar yetki itirazında bulunulabileceğinden,

yetki itirazında bulunan taraftan yetkili mahkemeyi

göstermesi yetki itirazının incelenmesi sırasında da istenebilir.

Esasen, bu halde, mahkeme re’sen yetkisizliğine karar verip yetkili

mahkemeyi de re’sen kendisi tesbit edeceğinden, mahkeme yetki

itirazında bulunanın itirazında yetkili olarak bildirdiği yer ile

de bağlı değildir. Burada mahkeme, dâvâlının yetki itirazı ile bağlı

olmaksızın, dâvada hangi yer mahkemesinin kesin yetkiyi haiz

(14) «Salâhiyetsizlik itirazında bulunması üzerine, salâhiyete müteallik

kanunun hükümlerini bütün şümulü ile tatbik etmek mecburiyetinde

olan mahkemenin, mukavelenin icra edildiği yer mahkemesinin de dâvayı

rüyete salahiyetli olacağını re’sen teemmül eylemesi lâzım gelir»

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/4/1954 gün ve 4/69-70 sayılı kararı:

Çatalkaya-Tarıkoğulları-Özcan, age., s. 29 no. 1).

(15) Dâvâlının yetki itirazında bildirdiği mahkemenin gerçekten yetkili

olması şartı ile (bakınız : yukarda dip not 13).

(16) Yetkinin âmme intizamından olduğu haller (kesin yetki halleri) hakkında

tafsilât için bakınız: Kuru, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü,

Ankara 1964 s. 128 -129.

160 Prof. Dr. Baki KURU

olduğunu re’sen araştırıp bulur ve yetkisizlik kararında dosyanın

o kesin yetkili yer mahkemesine gönderilmesine re’sen kendisi karar

verir.

Yetki itirazının incelenmesi görevli mahkemeye aittir. Bu sebeple,

mahkemenin hem yetkisine hem de görevine itiraz edilmiş

ise, mahkemenin ilk önce görevli olup olmadığını incelemesi gerekir.

Mahkeme, yapacağı inceleme neticesinde görevsiz olduğuna

karar verirse, dâva dosyasını görevli mahkemeye gönderir ve yetki

itirazı hakkında bu görevli mahkemede karar* verilir (17).

Mahkeme, yetkisiz olduğuna karar verirse, bu yetkisizlik kararında

yetkili mahkemeyi bildirmeli ve dâva dosyasının o yetkili

mahkemeye gönderilmesine karar vermelidir (HUMK m. 27).

Yetkinin âmme intizamından olmadığı hallerde, mahkeme,

yetkisizlik kararında yetkili mahkeme olarak sadece dâvâlının

yetki ilk itirazında yetkili olduğunu bildirdiği mahkemeyi gösterebilir.

,Yctki itirazında yetkili olduğu bildirilen mahkeme gerçekten

yetkili değilse, yetki itirazı reddedilir (18). Buna mukabil, yetki

ilk itirazında yetkili olduğu bildirilen mahkeme gerçekten yetkili

ise, mahkeme yetkisizlik kararında sadece bu mahkemeyi yetkili

olarak gösterir ve dâva dosyasının bu mahkemeye gönderilmesine

karar verir. Bu mahkemeden başka özel yetkili bir mahkeme

daha bulunsa, yetki itirazında bildirilmemiş olan o mahkemenin

yetkili olduğuna karar verilemez (19). Bunun gibi, «X veya Y mahkemesi

yetkilidir» şeklinde terditli olarak da yetkisizlik kararı verilemez

(20).

Bir dâva birden fazla dâvâlı (21) aleyhine, dâvâlılardan hiç

birisinin de ikametgâhı olmayan (karş. HUMK m. 9 f. II) yetkisiz

bir mahkemede açılır ve dâvâlılardan bazıları yetki itirazında bulunur,

diğerleri bulunmazsa, yetki itirazında bulunmayan dâvâlılar

için mahkemenin yetkisi kesinleşmiş olacağından, dâvaların tefrik

edilerek yetki itirazında bulunanların itirazlarının kabulü ile on-

(17) Bakınız : yukarda dip not 5.

(18) Bakınız : yukarda dip not 13.

(19) Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 10/12/1965 gün ve 10707/7125 sayılı kararı

(Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin seçilmiş son içtihatları, II, İstanbul

Barosu Dergisi eki, İstanbul 1966 s. 6).

(20) Hukuk Genel Kurulunun 19/2/1958 gün ve 3/10-9 sayılı kararı (Jurisdictio-Kazaî

İçtihat, 1958/12 s. 1112-1113).

(21) İhtiyarî dâva arkadaşı (Bakınız : HUMK m. 43; Kuru, Hukuk Muhakemeleri

Usulü s. 334-337).

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI 161

lar hakkındaki dâvanın yetkili mahkemeye gönderilmesine karar

verilmesi, yetki itirazında bulunmayanlar hakkındaki dâvaya ise

bakılması gerekir (22).

Görevsizlik ve yetkisizlik kararları hakkındaki izahatımıza son

verirken, görevsizlik veya yetkisizlik kararlarında, mahkemenin

davacıyı yargılama masraflarına ve bu meyanda vekâlet ücretine

mahkûm etmek zorunda olduğu hakkındaki 25/4/1945 günlü içtihadı

birleştirme kararında (23) isabet olmadığı ve görevsizlik veya

yetkisizlik kararlarında davacının yargılama masraflarına mahkûm

edilmemesi gerektiği fikrinde olduğumuza işaret etmek isteriz

(24).

  • 3. GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI ÜZERİNE

YAPILACAK MUAMELELER

Görevsizlik ve yetkisizlik kararları nihaî kararlar olduklarından

(karş. HUMK m. 427), temyiz edilebilirler. Hattâ, görevsizlik

ve yetkisizlik kararları hakkındaki Yargıtay kararlarına karşı karar

tashihi yolu dahi açıktır (25). Görevsizlik ve yetkisizlik kararlarının

temyizen incelenmesinde duruşma yapılmaz (HUMK m.

438 f. II).

Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine, görevli mahkemeye

başvurma yetkisi, usulü, süresi ve neticeleri bakımından görevsizlik

ve yetkisizlik kararlan arasında kanun hiç bir fark yapmamış,

konuyu aynı hükümlerle (HUMK m. 27, 193) tanzim etmiştir. Bu

sebeple, aşağıdaki izahlarımızda (sadelik ve kolaylık düşüncesiyle)

sadece görevsizlik kararlarından bahsedilecektir. Fakat, görevsizlik

kararı hakkında söyleyeceklerimiz, aynen yetkisizlik kararı ba-

(22) Bakınız : Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16/1/1963 gün ve 2/14-4

sayılı kararı (Son İçtihatlar 1963/186 s. 5628-5630; Ankara Barosu Dergisi

1963/6 s. 722-723); Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 5/5/1961 gün ve

2576/5190 sayılı kararı (Son İçtihatlar 1963/180 s. 5438-5439); Yargıtay

  1. Hukuk Dairesinin 22/5/1956 gün ve 3975/3007 sayılı kararı (Son İçtihatlar

1957/106 s. 2985-2987); Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22/5/1965

gün ve 3975/3007 sayılı kararı (İlmî ve Kazaî İçtihatlar Dergisi 1966/

63 s. 4422).

(23) Bakınız : 25/4/1945 gün ve 9 sayılı içtihadı birleştirme kararı (Resmî

Gazete 28/7/1945, sayı 6069).

(24) Bakınız : Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü s. 475-476.

(25) Fakat, yalnız asliye mahkemelerinden verilen görevsizlik ve yetkisizlik

kararları için (Bakınız : HUMK m. 438 son fıkra).

162 Prof. Dr. Baki KÜRÜ

kımından da carîdir. Yetkisizlik kararlarının özelliği sebebiyle,

yalnız yetkisizlik kararları için izahat verilmesi gereken yerlerde,

bu izahat dip notlarında verilecektir. Gene görevsizlik ve yetkisizlik

kararları üzerine yapılacak muamelelerin bu birbirine benzerliği

sebebiyle, incelememizde, görevsizlik ve yetkisizlik hakkındaki

Yargıtay kararları birlikte mütalâa edilecektir.

Mahkeme, görevsizlik kararında, dâva dosyasının görevli mahkemeye

gönderilmesine karar verir (HUMK m. 27). Fakat, görevsiz

mahkeme kendiliğinden, yani re’sen dâva dosyasını görevli

mahkemeye göndermez. Dâva dosyasının görevli mahkemeye gönderilebilmesi

ve dâvaya görevli mahkemede devam edilebilmesi

için, davacının görevsizlik kararı tarihinden itibaren on gün içinde

görevli mahkemeye başvurarak dâvâlıya tebligat yaptırtması

lâzımdır (HUMK m. 193 f. II ve III)). Aksi halde, dâva açılmamış

sayılır (HUMK m. 193 f. IV).

HUMK m. 193’ün zikredilen bu hükümlerinin hemen her kelimesi

izaha muhtaçtır :

  1. A) GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI ÜZERİNE BAŞVURULACAK

MAHKEME

Kanun (HUMK m. 193 f. II), ilk bakışta bu on gün içinde görevli

mahkemeye başvurmak gerektiği intibaını uyandırmaktadır.

Şüphesiz, on gün içinde görevli mahkemeye başvurmak ve o mahkemeden

dâva dosyasını görevsizlik kararını veren mahkemeden

istemesini ve karşı tarafa tebligat yapılmasını talep etmek ve bunlar

için gereken posta masrafını yatırmak mümkündür ve belki

de kanuna en uygun olan usul de budur. Burada, kendisine başvurulacak

mahkeme, görevsiz mahkemenin vermiş olduğu görevsizlik

kararında görevli olarak gösterilmiş olan mahkemedir (26).

(26) Yetkisizlik kararları bakımından da durum aynı olmalıdır. Yani, yetkisizlik

kararı üzerine başvurulacak mahkeme de, yetkisizlik kararında

yetkisiz mahkemenin yetkili olarak gösterdiği ve dosyanın

kendisine gönderilmesine karar verdiği mahkemedir (HUMK m. 27)

Kanaatımızca, yetkisizlik kararından sonra, davacı artık yetkisizlik

kararında gösterilen mahkemeden başka bir yetkili mahkemeye başvuramaz.

Başka bir deyimle, davacı birden fazla yetkili mahkemede

dâva açabilmek imkânına başlangıçta (dâva açmadan önce) sahip

olup da, bu seçim hakkım şimdi yetkisiz olduğu anlaşılan mahkeme

için kullanmışsa, bu seçim hakkı, yetkisizlik kararı üzerine yeniden

doğmaz. Meselâ, davacı haksız fiilden dolayı tazminat dâvasını borçlunun

ikametgâhı (HUMK m. 9) veya haksız fiilin işlendiği yer mahkemesinde

(HUMK m. 21) açabilir. Davacı, dâvasını haksız fiilin iş-

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI l6İ

Fakat, Yargıtay, pratik zaruret ve kolaylık sebebiyle, haklı

olarak, bu on gün içinde görevsizlik kararını veren görevsiz mahkemeye

başvurarak dâva dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini

istemeyi kâfi saymaktadır (27). Bu konuda, Yargıtay Ticaret

Dairesinin 11/2/1960 günlü kararı (28) gayet açık ve doyurucu

gerekçe ihtiva etmektedir: «.. .vazifesizlik kararının kesinleştiği

tarihten itibaren kanunî müddeti içinde davacı (vazifesizlik kararını

veren) mahkemeye (hadisede : Kadıköy Sulh Hukuk Mahkemesi)

verdiği dilekçe ile dosyanın vazifeli İstanbul Asliye Ticaret

Mahkemesine gönderilmesini istemekle beraber davetiye harç

ve masraflarını da dilekçesi ile birlikte mahkemeye tevdi etmiş

bulunmaktadır. Takip dilekçesinin İstanbul Ticaret Mahkemesine

verilmeyip vazifesizlik kararı veren Kadıköy Sulh Hukuk Mahkemesine

verilmesinin sebebi, dosyanın bu mahkemede bulunmasının

bir neticesidir. Davacı dilekçesini İstanbul Ticaret Mahkemesine

vermiş olsaydı dahi dosyasiyle birleştirilerek birlikte gönderilmesi

için dilekçe Kadıköy Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilecek

idi. Davacı müddetinde dilekçesini ve davetiye masrafını vermiş

ve dosyanın vazifeli mahkemeye gönderilmesini temin etmiş bulunmasına

göre dâvanın kabulü iktiza ederken vazifeli İstanbul

Ticaret Mahkemesine müddetinde müracaat vaki olmadığından

bahisle dâvanın ikame edilmemiş sayılmasına karar verilmesi yolsuzdur».

 

HUMK m. 193 fıkra IH’teki on gün içinde görevli mahkemeye

(veya az önce görüldüğü gibi, görevsizlik kararını vermiş olan

lendiğini zannettiği yerde açmış, fakat haksız fiilin başka yerde işlenmiş

olması sebebiyle yetkisizlik kararı verilmişse, davacı dâvasına

ancak yetkisizlik kararında haksız fiilin işlendiği yer (yani yetkili)

olarak gösterilen yer mahkemesinde devam edebilir; yoksa borçlunun

ikametgâhı mahkemesinde devam edemez (Aksi fikirde: Postacıoğlu,

age., s. 129; Bilge age., s. 190). Zira, aksi halde, davacının yeni

başvurduğu ikametgâh mahkemesinde de yeni bir yetki itirazına cevaz

vermek gerekir ki, bu da yetki itirazları sebebiyle dâvanın esasına

girişilmesini ve dolayısiyle dâvanın sonuçlanmasını uzatır ve mahkemeleri

tekrar tekrar yetki itirazları ile lüzumsuz yere işgal eder. Hele,

davacının ikiden fazla yer için bir seçim hakkı varsa (ikametgâh,

mukavelenin icra yeri ve mukavelenin yapıldığı yer gibi).

(27) Bakınız : Hukuk Genel Kurulunun 8/12/1954 gün ve T/118-119 sayılı

Kararı (Tatbikatta Yargıtay Kararlan 1955/71 s. 1788); Ticaret Dairesinin

1/2/1954 gün ve 298/587 sayılı kararı (Tatbikatta Yargıtay Kararlan

1954/60 s. 1511-1512).

(28) Ticaret Dairesinin 11/2/1960 gün ve 959/3660-456 sayılı kararı (Hukuk

Postası 1960/20-21 s. 1201; İsmail Doğanay, İzahlı ve İçtihailı

Türk Ticaret Kanunu, Ankara 1964 s. 83 no. 102).

164 Prof. Dr. Baki KURU

görevsiz mahkemeye) başvurarak davetiye harç ve masrafının verilmesi

kâfidir. Karşı tarafa tebligatın da bu müddet içinde yapılması

şart olmayıp, tebliğin gecikmiş olması dâvanın açılmamış sayılmasına

sebep teşkil etmez (29).

Hattâ, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi yeni bir kararında (30), davacının

on gün içinde görevsizlik kararı veren görevsiz mahkemeye

başvurarak mücerret dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesini

istemiş olmasını kâfi görmüş, davetiye tebliği için gereken

masrafın bu on gün içinde yatırılmamış olmasının dâvanın açılmamış

sayılmasını gerektirmeyeceğine karar vermiştir. 4. Hukuk

Dairesine göre, «Sulh mahkemesince verilen 17.9.1965 günlü görevsizlik

kararı üzerine davacı 22.9.1965 günlü dilekçesiyle, dosyanın

görevli mahkemeye gönderilmesini istemiştir. Böylece davacı hak

düşümü süresinde dâvasının görevli mahkemede bakılmasını istemiş

ve iradesini açıklamış bulunmaktadır. Bundan sonra yapılacak

iş, davetiye tebliği için görevli (gerekli olmalı) mahkeme giderlerinin

istenmesinden ibarettir. Davacı giderleri ödemediği

takdirde kendisine usulen tebligat çıkartılarak bu giderlerin ödenmesini

istemek vermediği takdirde dâvanın müracaata bırakıldığı

yolunda usulü işleme tâbi tutmak lâzımdır. Davacı, süresinde

verdiği 22/9/1965 günlü dilekçe ile dâvasına görevli mahkemede

bakılması yolunda iradesini açıklamış bulunmasına göre, Usulün

  1. maddesindeki şartları yerine getirmiş bulunmaktadır. Bu durumda

10 günlük hak düşürücü sürenin geçtiği ileri sürülemez. O

halde dâvanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olması usule

aykırıdır». Bu görüşe katılmaya imkân göremiyoruz. Zira, HUMK

  1. 193 fıkra H’ye göre, davacı dâvâlıya «tebligat icra ettirmek

mecburiyetindedir». Aynı maddenin 3. fıkrasına göre ise, «on gün

zarfında… davetiyenin tebliğ ettirilmesi lâzımdır». Kanunun bu

açık hükümlerine göre, davacının on gün içinde başvurması kâfi

olmayıp, aynı zamanda dâvâlıya davetiye tebliğ ettirmesi gerekir.

Ancak, dâvâlıya bu on gün içinde davetiyenin tebliğ edilmesini

sağlamak, davacının elinde olan bir husus olmadığından, davacının

on gün içinde görevli (veya görevsiz) mahkemeye başvurarak

davetiye masrafını yatırması kâfi sayılmıştır (31). Dâvâlıya davetiyetiye

tebliğ ettirmek davacının elinde değil ise de, davacı da-

(29) Ticaret Dairesinin 3/2/1938 gün ve 370/298 sayılı kararı (Karaok, age

  1. 406 no. 2).

(30) 4. Hukuk Dairesinin 10/9/1966 gün ve 4186/7980 sayılı kararı (Ankara

Barosu Dergisi 1967/1 s. 146).

(31) Bakınız : yukarda dip not 29.

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI 165

valıya tebligat yapılması için elinden geleni bu on gün içinde yapmak

zorundadır. Bu ise, tebligat masrafını yatırmaktır. Bu sebeple,

davacı on gün içinde dâvâlıya tebligat çıkartmak için gereken

davetiye masrafını yatırmadığından, süresi içinde başvurmuş sayılamaz

ve bundan dolayı dâvası açılmamış addolunmalıdır. Karardaki,

«Davacı giderleri ödemediği takdirde kendisine usulen

tebligat çıkartılarak bu giderlerin ödenmesini istemek vermediği

takdirde dâvanın müracaata bırakıldığı yolunda usulü işleme

tâbi tutmak lâzımdır» şeklindeki fikre ise, Tebligat Kanununun 5.

maddesinin 2. fıkrası ve Tebligat Kanununun 6. maddesinin 2. fıkrası

hükümleri karşısında hiç bir şekilde iştirak etmek mümkün

değildir. Zira, anılan bu hükümlere göre, tebliği çıkaracak merci

tarafından tâyin olunan mehil içinde gerekli tebligat masrafını

vermeyen, talebinden sarfınazar etmiş addolunur. Buna göre, hiç

değilse, çıkarılacak tebligat üzerine davetiye masrafını ödememekte

ısrar eden davacının, dâvasını müracaata bıraktığı değil, bilâkis

dâva dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi (yani dâvaya

görevli mahkemede devam edilmesi) hakkındaki talebinden

vazgeçmiş olduğu ve bu sebeple dâvasının açılmamış sayıldığı neticesine

varmak doğru olurdu.

  1. B) GÖREVLİ VEYA YETKİLİ MAHKEMEYE BAŞVURMA HAKKI

OLANLAR

I — Davacı

HUMK m. 193 fıkra II’ye göre, görevsizlik kayarı üzerine görevli

mahkemeye başvurmak ve orada dâvaya devam edilmesini

istemek hakkı sadece davacıya tanınmış durumdadır.

II — Dâvâlı?

Acaba, davacının bu hakkını kullanmaması halinde, dâvâlı da

görevli mahkemeye başvurup, davacıya tebligat yaptırtarak dâvaya

devam edilmesini isteyebilir mi?

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (32), HUMK m. 193 fıkra II’nin lâfzına

dayanarak, görevsizlik kararı üzerine, dâvâlının, görevli mah-

(32) Bakınız : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 23/1/1956 gün ve 590/407 sayılı

kararı (Tatbikatta Yargıtay Kararlan Dergisi 1956/87 s. 2260 –

2261): «Vazifesizlik kararının kat’ileşmesini müteakip salahiyetli mahkemede

takip istemek hakkı HUMK’nun 193 üncü maddesinin 2 inci

fıkrası mucibince davacıya tanınmış olduğundan dâvâlı vekilinin takip

istemek hakkındaki talebinin reddi doğru…»

166 Prof. Dr. Baki KURU

kemeye başvurmak ve dâvaya görevli mahkemede devam edilmesini

istemek hakkının bulunmadığına karar vermiştir.

Kanaatımızca, bu kararda isabet yoktur ve dâvâlının da görevsizlik

kararı üzerine görevli mahkemeye başvurmak ve orada

dâvaya devam edilmesini istemek hakkı vardır. Zira, davacı, görevsizlik

kararından itibaren on gün içinde görevli mahkemeye

başvurarak dâvâlıya tebligat yaptırmazsa (HUMK m. 193 f. II ve

III), davacının görevsiz mahkemede açmış olduğu dâvası açılmamış

sayılır (HUMK m. 193, f. IV). Aşağıda görüleceği üzere, bununla

davacı, dâvasından feragat (HUMK m. 91) etmiş olmayıp,

açılmamış sayılan bu dâvasını yeniden harç ödemek suretiyle tekrar

ikame edebilir. O halde, davacı görevsizlik kararından itibaren

on gün içinde görevli mahkemeye başvurmazsa, netice itibariyle

(yani fiilen) dâvasını takipten vazgeçmiş (sarfınazar etmiş) olmaktadır.

Halbuki, HUMK m. 185/1’e göre, davacı dâvâlının rızası

olmaksızın dâvasını takipten vazgeçemez, imdi, davacının on

gün içinde görevli mahkemeye başvurmamak suretiyle takip etmekten

vazgeçmek istediği bir dâvayı, HUMK m. 193’e göre devam

ettirmek hakkı dâvâlıya da tanınmazsa, o vakit, dâvanın HUMK

  1. 193 fıkra IV’e göre açılmamış sayılması sadece davacının arzusuna

bırakılmış olur ve dâvâlı buna hiç bir şekilde mâni olamaz.

Oysa, HUMK m. 185/1’e göre, davacının dâvasını takipten vazgeçebilmesi

için dâvâlının rızası mecburî olduğundan, dâvâlının bu

rızasını bildirmek hakkını kullanabilmesi için, dâvâlıya da HUMK

  1. 193’e göre görevli mahkemeye başvurma hakkının tanınması

gerekir. Aksi halde, HUMK m. 185/1 hükmüne aykırı bir netice

ortaya çıkar.

Nitekim, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davacının hareketsiz kaldığı

benzer bir hadisede, dâvâlıya davacı yerine harekete geçmek

hakkım tanımıştır: Davacı noksan yatırdığı peşin harcı tamamlamadıkça

dâvasına devam olunmaz (5887 sayılı eski Harçlar Kanunu

  1. 8; 492 sayılı yeni Harçlar Kanunu m. 30). Yargıtay 4. Hukuk

Dairesi (33), yerinde olarak, bunun davacının fiilen dâvasını takip

etmekten vazgeçmek demek olduğuna, dâvâlı ise buna rıza

göstermez ve dâvaya devam edilmesini isterse, dâvâlının harç noksanını

ikmal ederek dâvaya devam edilmesini isteyebileceğine karar

vermiştir.

(33) Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 14/10/1958 gün ve 7377/6797 sayılı kararı

(Son İçtihatlar Dergisi 1960/153 s. 4588-4589).

II >•)], tıu.l. ‘I’I«N’« . > M«!l ”l*M’»-l ı I..İ!»!»!.,»!»..,.*..,,

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI 167

HUMK m. 193’e göre on gün içinde görevli mahkemeye başvurmayan

ve böylece dâvasını açılmamış saydıran davacı da, fiilen

(hem de yukardaki Harçlar Kanunu misalinden daha kesin

olarak) dâvasını takipten vazgeçmiş olmaktadır. Bu ise dâvâlının

rızasına bağlıdır (HUMK m. 185/1). Dâvâlı buna rıza göstermez

ve dâvaya görevli mahkemede devam edilmesini isterse (tıpkı peşin

harcı tamamlamasında olduğu gibi), HUMK m. 193’e göre on

gün içinde görevli mahkemeye başvurarak davacıya tebligat yaptırtabilmeli

ve böylece dâvaya görevli mahkemede devam edilmesini

sağlayabilmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yeni bir kararından (34), dâvâlıya

da görevsizlik (hâdisede : yetkisizlik) kararı üzerine on gün

içinde görevli mahkemeye başvurmak hakkının tanınmakta olduğu

anlaşılmaktadır. Bu karara konu teşkil eden hâdisede, davacı

yetkisizlik kararının kesinleşmesinden itibaren on gün içinde yetkili

mahkemeye başvurmamış, bunun üzerine (yani on gün geçtikten

sonra), dâvâlı yetkili mahkemeye başvurarak dâvaya devam

edilmesini istemiştir. Mahallî mahkeme, HUMK m. 193’ün bu hakkı

sadece davacıya tanıdığı, dâvâlının yetkili mahkemeye başvurarak

dâvayı takip etmek hakkının bulunmadığına karar vermiş,

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, dâvâlının HUMK m. 193’teki on gün

geçtikten sonra yetkili mahkemeye başvurduğu, bu sebeple HUMK

  1. 193’teki sürenin dâvâlı taraf için de geçtiği gerekçesiyle kararı

neticesi bakımından doğru bulmuş ve tasdik etmiştir. Şu halde,

bu hadisede dâvâlı HUMK m. 193’teki on gün içinde yetkili mahkemeye

başvurmuş olsa idi, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin kanaatına

göre dâvaya yetkili mahkemede devam edilmesi imkân dahi-

(34) Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 4/4/1963 gün ve 2007/2085 sayılı karan.

Yayınlanmamış olan bu kararın konumuzla ilgili kısımları şöyledir:

Mahallî mahkeme kararı: «Salâhiyet noktasından dâvanın reddine

dair (yetkisiz mahkeme tarafından) verilen hükmün ahiren dâvâlının

takibi üzerine dosya mahkemeye (yetkisizlik kararında yetkili

olarak gösterilen mahkemeye) tevdi edilmekle yapılan tetkikatta:

Usulün 193 ncü maddesine göre salâhiyetsizlik kararının kesinleşmesini

müteakip salahiyetli mahkemede takip etme hakkı davacıya tanınmış

olduğundan dâvâlı tarafından takip istemek hakkını haiz olmadığından

… dâvâlı tarafın takip talebinin reddine…» Yargıtay 2.

Hukuk Dairesinin kararı : «Temyiz ilâmı (yetkisizlik kararının tasdiki

hakkındaki) taraflar vekillerine 5/3/1962 de tebliğ edilmiş tashih

yoluna gidilmemiştir. Takip isteği 27/6/1962 tarihli dilekçe ile vuku

bulmuştur. Usulün 193 üncü maddesinde yazılı süre dâvâlı taraf için

de mürur etmiştir. Karar bu itibarla ve neticesi itibariyle doğrudur.»

168 Prof. Dr. Baki KURU

line girecekti ki, bu karar bizim savunduğumuz görüşe tamamen

uygundur.

Bu sebeplerle, davalının da HUMK m. 193’e göre on gün içinde

görevli mahkemeye başvurup davacıya tebligat çıkartmak suretiyle

dâvaya devam edilmesini isteyebileceği kanaatmdayız (35).

  1. C) GÖREVLİ VEYA YETKİLİ MAHKEMEYE BAŞVURMA SÜRESİ

I — Görevli mahkemeye başvurma süresi on gündür (HUMK

  1. 193 £. III). Bu on günlük süre, hak düşürücü bir süre olup,

mahkeme tarafından re’sen nazara alınması gerekir (36).

II — Bu on günlük başvurma süresi ne zaman işlemeye

başlar?

HUMK m. 193 fıkra IIl’ün lâfzına göre, bu on günlük başvurma

süresi görevsizlik kararı tarihinden itibaren başlayacaktır. Ancak,

yukarıda görüldüğü gibi görevsizlik (ve yetkisizlik) kararları

nihaî karar olmaları sebebiyle temyiz edilebildiklerinden, bu kararların

kesinleşmesinden önce, görevsizliğine karar veren mahkemenin

gerçekten görevsiz ve görevsizlik kararında görevli olarak

gösterilen mahkemenin ise gerçekten görevli olup olmadığı kesin

olarak bilinemez. Kesin olarak görevsiz olduğu bilinmeyen bir

mahkemeden dâva dosyanın görevsizlik sebebiyle alınması ve bu

dâvaya kesin olarak görevli olduğu bilinmeyen bir mahkemede devam

edilmesinin istenmesi uygun olmayacağından, bu on günlük

müddetin görevsizlik kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye

başlayacağını kabul etmek gerekir.

Bu sebeple, on günlük başvurma süresinin görevsizlik kararının

kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlayacağı, Türkiye Büyük

Millet Meclisinin 26/3/1931 gün ve 171 sayılı tefsir kararı (37)

ile kabul edilmiş ve Yargıtaym 5/5/1943 gün ve 4/17 sayılı içtiha-

(35) Bu konuda daha fazla bilgi için, Ankara Barosu Dergisinin 1967/6 sayısında

yayınlanmış olan (sayfa: 897 – 900) «Görevsizlik veya yetkisizlik

kararı üzerine dâvâlının da görevli veya yetkili mahkemeye başvurmak

hakkı var mıdır?» isimli makalemize bakınız.

(36) Bakınız : Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29/3/1950 gün ve 2/113-12

sayılı karan (Adalet Dergisi 1950/8 s. 1110-1112); Yargıtay 2. Hukuk

Dairesinin 16/1/1951 gün ve 8134/371 sayılı kararı (Son içtihatlar Dergisi

1953/64 s. 1637-1638); bakınız ayrıca : yukarda dip not 30’da zikredilen

10/9/1966 günlü Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararı.

(37) Bakınız : Resmî Gazete 30/3/1931, sayı 1761.

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI 169

di birleştirme kararı (38) ile de teyid edilmiştir. Görevsizlik kararının

kesinleşmesini ve bunun üzerine HUMK m. 193 fıkra III’-

teki on günlük müddetin işlemeye başlamasını, asliye ve sulh mahkemeleri

kararları için ayrı incelemekte fayda vardır:

1 — Asliye mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararında:

 

Görevsizlik kararı on beş gün (HUMK m. 432) içinde temyiz

edilmemişse, on günlük başvurma süresi, asliye mahkemesinin görevsizlik

kararının süresinde temyiz edilmemek suretiyle kesinleşmesi

tarihinden itibaren işlemeye başlar.

Asliye mahkemesinin görevsizlik kararı müddetinde temyiz

edilip (39) de tasdik olunmuş ise, tashihi karar (HUMK m. 438

fıkra VII) edilip edilmediğine bakılır. Tashihi karar olunmamış

ise, on günlük başvurma süresi, on beş günlük tashihi karar müddetinin

geçmesinden itibaren işlemeye başlar. Yargıtayın görevsizlik

kararının tasdiki hakkındaki kararı aleyhine tashihi karar yoluna

gidilip de, tashihi karar talebi reddedilirse, bu on günlük başvurma

müddeti, tashihi karar talebinin reddine dair Yargıtay kararının

taraflara (davacıya ve bizim kanaatımıza göre dâvâlıya da)

tebliğinden itibaren işlemeye başlar (40).

2 — Sulh mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararında:

Görevsizlik kararı sekiz gün (HUMK m. 437) içinde temyiz

(41) edilmemişse, on günlük başvurma süresi sulh mahkemesi

(38) Bakınız : Resmî Gazete 6/11/1943, sayı 5549.

(39) Davacı görevsizlik kararını müddetinde temyiz eder ve fakat daha

sonra temyiz talebinden feragat ederse, görevsizlik kararı temyiz talebinden

feragat edildiği tarihte kesinleşmiş olur ve HUMK m. 193′-

teki on günlük başvurma süresi temyiz talebinden feragat edildiği tarihten

itibaren işlemeye başlar (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 17/2/

1958 gün ve 3710/871 sayılı kararı : Tatbikatta Yargıtay Kararlan Dergisi

1958/107-108 s. 2781).

(40) Bakınız : Yukarda dip not 37’de anılan 171 sayılı tefsir kararı. Bu tefsir

kararında, «on günlük sürenin, tashihi karar isteğinin reddinin

tebliğ veya tefhiminden itibaren işlemeye başlayacağı» bildirilmekte

ise de, tashihi karar incelemesi için Yargıtayda duruşma caiz olmadığından

(bakınız, Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü s. 436), tashihi

karar isteğinin reddinin tefhiminden bahsetmeye imkân yoktur.

(41) Elli lirayı geçmeyen dâvalarda sulh mahkemesi tarafından verilen

yetkisizlik kararı kesin olduğundan (HUMK m. 427 f. I), bu halde

HUMK m. 193’teki on günlük başvurma süresi, sulh mahkemesinin

170 Prof. Dr. Baki KURU

kararının temyiz edilmemek suretiyle kesinleşmesi tarihinden itibaren

işlemeye başlar.

Sulh mahkemesinin görevsizlik kararı müddetinde temyiz edilip

(42) de Yargıtayca tasdik olunmuş ise, bu on günlük başvurma

süresinin ne zamandan itibaren işlemeye başlayacağı ihtilaflıdır.

Sulh mahkemelerine ait dâvalar hakkındaki Yargıtay kararlarına

karşı karar tashihi yoluna başvurulamıyacağından (HUMK

  1. 438 son fıkra), burada yukarda asliye mahkemesi için söylediklerimizi

kıyasen uygulamaya imkân yoktur. Sulh mahkemesinin

görevsizlik kararının tasdiki hakkındaki Yargıtay kararının taraflara

tebliği mecburiyeti olmadığından, tatbikatta bu on günlük

başvurma süresinin, görevsizlik kararını tasdik eden Yargıtay kararının

görevsiz mahkemeye geldiği ve mahkeme kalemine havale

edildiği tarihten itibaren işlemeye başlatıldığı anlaşılmaktadır

(43). Ancak, Yargıtayın görevsizlik kararını tasdik eden kararının

görevsizlik kararını veren mahkeme kalemine havale edildiğini öğrenmek

taraflar için çok güçtür. Bunun için, tarafların haftada en

az bir defa mahkeme kaleminden durumu sormaları gerekecek,

mahkeme kâtiplerinin her defasında dosyayı arayıp bulmaları için

vakit kaybedilecektir. Bu ise, hem taraflar hem de mahkeme per

soneli için zaman ve emek kaybını gerektireceği gibi, tarafların on

günlük başvurma süresinin başlatılmasını tesadüflere terkeder.

On günlük başvurma süresinin kaçırılmasının neticesi, dâvanın

açılmamış sayılması gibi ağır bir netice olduğundan, bu müddeti

görevsizlik kararının Yargıtayca tasdik edildiğinin taraflarca öğrenildiği

tarihten itibaren başlatmak menfaatler vaziyetine daha

uygundur. Bu sebeple, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin «.. ve sulh işlerinde

tashihi karar câri olmadığından vazifesizlik kararı temyiz

edilmiş ve onanmış ise onama kararına dâvacmm ıttılaı tarihinden

itibaren bu on günlük sürenin başlaması gerekir…» şeklindeki

kararım (44) doğru bulmaktayız. Sulh mahkemelerindeki bu tatbikatın

mahzurlarını önlemek için, tarafların (özellikle davacının)

Yargıtayın görevsizlik kararının tasdiki hakkındaki kararı henüz

gelmeden, görevsizlik kararını vermiş olan mahkemeye bir dilekyetkisizlik

kararının taraflara tefhim veya tebliği (HUMK m. 490) tarihinden

itibaren işlemeye başlamalıdır.

(42) Bakınız : yukarda dip not 39.

(43) Bakınız : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2/4/1957 gün ve 2775/2387 sayılı

kararı (Jurisdictio-Kazaî İçtihat 1957/10 s. 938-939).

(44) Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 17/1/1946 gün ve E. 114 sayılı karan

(Hukuk ve İçtihatlar Dergisi 1948/18 s. 283-284),

jı I ,- s # il M’IHIM : ÜH ‘ılUffl l tt’NIBfHf”•• ” ‘HM «**’•*»*«PBM-»!*:»^ !*•«*•” *’ -t >”‘«1 ll*HWWWt**-ı

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI 171

çe ile başvurarak tebligat masraflarını peşin vermek suretiyle,

Yargıtayın kararının tasdik gelmesi hali için, dâva dosyasının görevli

mahkemeye gönderilmesini istemesi mümkün olmalıdır kanaatındayız

(45).

  1. D) ON GÜNLÜK SÜRE İÇİNDE GÖREVLİ VEYA YETKİLİ MAHKEMEYE

BAŞVURULMUŞ OLUP OLMAMASININ NETİCELERİ

I — Başvurulmuş olmasının neticeleri

HUMK m. 193 fıkra III’teki on günlük süre içinde görevli (veya

görevsizlik kararını veren) mahkemeye başvurulmuş olması halinde,

dâvaya görevli mahkemede bakılır. Görevli mahkemede bakılacak

olan bu dâva, görevsiz mahkemede açılmış olan dâvanın

bir devamıdır. Bu sebeple, dâva dosyasının gönderildiği görevli

mahkemede yeniden harç alınmaz (46). Gene aynı sebeple, görevsiz

mahkemede dâva açmakla kazanılmış olan haklar saklı tutulmuş

olur (47). Yani, görevsiz mahkemede açılan dâva ile meydana

gelen neticeler, ezcümle zamanaşımının kesilmiş olması, devam

eder.

Bunun gibi, muayyen bir hak düşürücü süre içinde açılması

gereken dâvalar, bu süre içinde görevsiz mahkemede açılmış ise,

dâvaya bu defa görevli mahkemede devam edilmesi halinde de bu

dâvalar süresi içinde açılmış telâkki olunur. Meselâ, istimlâk bedelinin

artırılması dâvası, 15 gün içinde, müddeabihin değerine bakılmaksızın

asliye hukuk mahkemesinde açılır (İstimlâk Kanunu

  1. 14). Davacı dâvasını 15 gün içinde yanlış olarak sulh hukuk

mahkemesinde açmışsa, olayda HUMK m. 193 hükmü tatbik edilir

ve davacı on gün içinde görevli asliye hukuk mahkemesine başvurursa,

istimlâk bedelinin arttırılması dâvasını 15 günlük müddeti

içinde açıp açmadığını, dâvanın görevsiz sulh hukuk mahkemesine

açıldığı tarihe göre tâyin etmek lâzımdır. Yani, bu olayda

dâva 15 günlük kanunî süre içinde görevsiz sulh mahkemesine

(45) Karşılaştırınız: Sacit Aksel, İçtihat notu (Jurisdictio – Kazaî İçtihat

1957/10 s. 939-940).

(46) HUMK m. 27. «(Mahkemenin yetkisizlik veya görevsizlik kararı vermesi

sebebiyle yetkili veya görevli mahkemeye yeniden başvurulması

halinde bu harç (başvurma harcı) alınmaz)» (492 sayılı Harçlar Kanununa

ekli 1 sayılı tarife, A, I).

(47) Bakınız ezcümle : Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/2/1963 gün ve

4/51/19 sayılı kararı (İlmî ve Kazaî İçtihatlar Dergisi 1963/29 s. 2153-

2156).

172 Prof. Dr. Baki KURU

açıldığına göre, süresi içinde açılmış sayılır ve dâvaya görevli asliye

hukuk mahkemesinde devam edilir (48). Keza, 4772 sayılı Kanunun

  1. maddesindeki bir aylık hak düşürücü süre içinde görevsiz

mahkemede dâva açılmış olması halinde, dâvanın süresi içinde

açılmış sayılacağına karar verilmiştir (49).

Görevli mahkemede takip edilen dâvanın görevsiz mahkemede

açılmış olan dâvanın devamı olduğuna son bir misal : Yargıtay 4.

Hukuk Dairesi, bir hâdisede, dâvanın sonuna kadar görülmesi için

yapılan bir avukatlık ücret sözleşmesinin, dâvaya yetkili mahkemede

devam edilmesi halini de kapsadığına, yani avukatın müvekkilinden

yetkisiz mahkemedeki mesaisi için ayrı, yetkili mahkemedeki

için ayrı vekâlet ücreti isteyemeyeceğine, zira HUMK m. 193’e

göre on gün içinde yetkili mahkemede takip edilen dâvanın, yetkisiz

mahkemede açılmış olan dâvanın devamı olduğuna karar vermiştir

(50) ki, doğrudur.

II — HUMK m. 193 e göre on günlük süre içinde görevli veya

yetkili mahkemeye başvurulmamış olmasının neticeleri

HUMK. m. 193’e göre, görevsizlik kararının kesinleşmesinden

itibaren on gün içinde görevli (veya görevsizlik kararını vermiş

olan ) mahkemeye başvurulmazsa, görevsiz mahkemeye açılmış

olan dâva ikame edilmemiş sayılır (HUMK m. 193 f. IV). Bununla,

davacı dâvasından feragat (HUMK m. 91) etmiş olmayıp, sadece

dâvasını takipten vazgeçmiş (HUMK m. 185/1) olmaktadır. Bu sebeple,

davacı böylece açılmamış sayılan bu dâvasını yeni baştan

harç ödemek suretiyle tekrar ikame edebilir (51).

(48) Bakınız : Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/1/1958 gün ve 5/2-2 sayılı

kararı (Demirhan-Tazebay, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu,

usulle ilgili kanun ve içtihatlar, cilt I, Ankara 1965 s. 219 no. 1117;

Çatalkaya – Tarıkoğulları – Özcan age s. 23 no. 10).

(49) Bakınız : Hukuk Genel Kurulunun 3/10/1956 gün ve 4/201-199 sayılı

kararı (Orhaner, Baki, Türk İş Hukuku Yargıtay Emsal Kararları,

Ankara 1966 s. 148). Bugün 4772 sayılı kanun kaldırılmış bulunmaktadır.

(Bakınız : 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu m. 141).

(50) Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24/5/1966 gün ve 965/5939-5998 sayılı

kararı (Resmî Kararlar Dergisi 1967/II/2 s. 33-35).

(51) Bakınız ezcümle : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 5/1/1954 gün ve 2180/

22 sayılı kararı (Adalet Dergisi 1954/4 s. 543). Ancak, bu yeni dâva,

görevsiz mahkemede açılmış olan eski dâvanın bir devamı sayılamaz

(Bakınız ezcümle: Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 22/1/1965 gün ve

8768/544 sayılı kararı : İlmî ve Kazaî İçtihatlar Dergisi 1965/54 s.

3806).

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI 173

HUMK m. 193 fıkra IV’e göre, görevsiz mahkemede açılmış

olan dâvanın ikame edilmemiş sayılması neticesinde, görevsiz mahkemede

açılmış olan dâva ile meydana gelen neticeler ortadan kalkar,

yani devam etmez (51a). Özellikle, görevsiz mahkemeye dâva

açılması ile husule gelen zamanaşımı kesilmesi (Borçlar K. m.

133/2; Ticaret K. m. 662), HUMK m. 193 fıkra IV gereğince dâvanın

açılmamış sayılması ile hükümsüz hale gelir (52). Ancak, bu

arada zamanaşımı müddeti dolmuş ise, davacı yeni bir dâva açmak

için Borçlar Kanununun 137 nci maddesindeki 60 günlük

munzam mehilden istifade eder (53).

Yargıtay, süresi içinde görevsiz bir mahkemede açılan şüfa

dâvasının (Medenî K. m. 658 son fıkra), HUMK m. 193 fıkra IV gereğince

açılmamış sayılması üzerine, davacının yeniden ve müstakillen

açtığı bir şüfa dâvasında, şüfa müddetinin daha önce görevsiz

mahkemede açılmış bulunan şüfa dâvası ile muhafaza edilmiş

bulunduğuna, dolayısiyle HUMK m. 193’teki on günlük süreden

sonra açılan bu ikinci şüfa dâvasının müddetinde olduğuna

karar vermiştir (53a). Fikrimizce, bu kararda isabet yoktur. Süre-

(51a) Ancak, görevsiz mahkemede açılan dâva dilekçesinin dâvâlıya tebliği

ile dâvâlı mütemerrit duruma düşürülmüştür (bakınız ezcümle: Kuru,

Hukuk Muhakemeleri Usulü s. 217). Davacının dâvası, on günlük başvurma

süresinin geçirilmesi sebebiyle açılmamış sayılırsa, bununla

dâvâlının mütemerrit duruma düşürülmüş olması neticesi de hükümsüz

kalmaz. Davacı, daha sonra yeni bir dâva açarsa (bakınız : yukarıda

dip not 51), bu dâvasında görevsiz mahkemede daha önce açmış

olduğu eski dâva tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesini

isteyebilir (Bakınız : Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/7/

1955 gün ve 4/55-55 sayılı kararı : Tatbikatta Yargıtay Kararları Dergisi

1955/78-79 s. 1972-1973).

(52) Bakınız : Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 22/1/1965 gün ve 8768/544 sayılı

kararı (İlmî ve Kazaî İçtihatlar Dergisi 1965/54 s. 3805-3806); Yargıtay

  1. Hukuk Dairesinin 27/9/1954 gün ve 4793/6885 sayılı kararı

(Son İçtihatlar Dergisi 1955/82 s. 2215-2217; Tatbikatta Yargıtay Kararları

Dergisi 1956/81 s. 2064-2065): «Açılmış olan dâva mahkeme kararı

ile ikame edilmemiş addolunmuştur. İkame edilmemiş telâkki

edilen bir dâva mevcut telâkki edilemez Dâva istidasının müruru

zamanı kesebilmesi için o dâvanın usulen böyle bir kararla iptal edilmemiş

olması lâzım gelir».

(53) Borçlar Kanununun 137 nci maddesindeki bu 60 günlük munzam

müddet, HUMK m. 193 fıkra IH’teki on günlük müddetin bitmesinden

itibaren işlemeye başlar (Karşılaştırınız: Yargıtay Ticaret Dairesinin

17/9/1955 gün ve 8498/6195 sayılı kararı : Tatbikatta Yargıtay kararları

Dergisi 1955/78-79 s. 1986-1987).

(53a) Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/2/1954 gün ve 1/16-18 sayılı kar

a n (Adalet Dergisi 1955/3 s. 256-257).

m Prof. Dr. Baki KURU

sinde görevsiz mahkemeye açılmış bulunan şüfa dâvasının husule

getirdiği neticeler, tıpkı zamanaşımı kesilmesinde olduğu gibi, dâvanın

HUMK m. 193 fıkra IV gereğince açılmamış sayılması ile hükümsüz

hale gelir. Ancak, burada da Borçlar Kanununun 137 nci

maddesini kıyasen uygulayarak (53b), şüfa davacısına, HUMK m.

193’teki on günlük müddetin geçmesinden itibaren 60 günlük bir

munzam mehil içinde, yeni bir şüfa dâvası açmak hakkını tanımak

lâzımdır.

  • 4. TİCARET KANUNUNUN 5. MADDESİNE GÖRE VERİLE

CEK GÖNDERME KARARLARI ÜZERİNE YAPILACAK

MUAMELELER

Bilindiği gibi, bir yerdeki asliye hukuk mahkemesi ile ticaret

mahkemesi arasındaki münasebet bir görev münasebeti olmayıp,

iş bölümü münasebetidir ve bir dâvanın hukukî mahiyeti itibariyle

asliye hukuk veya ticaret mahkemesinin iş sahasına girdiği veya

girmediğine dair itiraza iş bölümü itirazı denilmektedir (54).

Asliye hukuk ve ticaret mahkemeleri arasındaki bu iş bölümü

itirazı, yalnız (55) ilk itiraz (HUMK m. 187 vd.) olarak ileri sü-

(53b) Yargıtaym, Borçlar Kanununun 137 nci maddesini, hak düşürücü

müddetler hakkında da uyguladığı anlaşılmaktadır ki, kanaatımızca

da doğru olan budur. Gerçekten, bir kararda şöyle denilmektedir:

«..ile dâva tarihi arasında 4772 sayılı Kanunun 67 nci maddesinde derpiş

edilen bir aylık süre ile BK. nun 137 nci maddesinin tesbit eylediği

60 günlük munzam sürenin dahi geçtiği anlaşılmış…» (Yargıtay

Hukuk Genel Kurulunun 8/12/1954 gün ve 10/103 sayılı kararı: Senaî

Olgaç, Kazaî ve İlmî İçtihatlarla Türk Borçlar Kanunu ve ilgili

;

hususi kanunlar, cilt I, İstanbul 1959 s. 1146-1147). 4772 sayılı Kanunun

  1. maddesindeki bir aylık sürenin ise hak düşürücü bir süre olduğunda

şüphe yoktur (bakınız : ezcümle yukarda dip not 49’da zikredilen

Hukuk Genel Kurulu kararı). Bugün 4772 sayılı Kanun kaldırılmış

bulunmaktadır (Bakınız : 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu

  1. 141).

(54) Bakınız ezcümle : Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü s. 144.

(55) Fakat, münhasıran iki tarafın arzusuna tâbi olmayan (karşılaştırınız:

HUMK m. 23 ve 518) işlerle ilgili dâvalara mutlaka kanunda gösterilen

mahkemelerde bakılır ve bu dâvalarla ilgili iş bölümü itirazı ilk

itiraz değildir (Ticaret K. m. 5 f. III). Taraflar yargılama bitinceye

kadar (karşılaştırınız: HUMK m. 7 f. III ve m. 23) iş bölümü itirazında

bulunabilecekleri gibi, mahkeme de re’sen dâvanın iş sahasına

girmediğine karar vererek dâva dosyasını ilgili mahkemeye gönderir.

Kanaatımızca, bu gönderme kararı tıpkı görevsizlik kararı gibi temyiz

edilebilir ve bu gönderme kararı hakkındaki Yargıtay kararına

nıtfi i*mw*»*^-mmm<»wm*’*l*>

*’m

‘»*”-‘-1

*’><‘•< w#«

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI 175

rülebilir (Ticaret K. m. 5 f. III). Kendisine iş bölümü itirazı yapılan

mahkeme bu itirazı kabul ederse, dosyayı iş bölümünü haiz

mahkemeye (asliye hukuk mahkemesi ticaret mahkemesine, ticaret

mahkemesi asliye hukuk mahkemesine) gönderir ki, buna tatbikatta

gönderme kararı denilmektedir.

Gönderme kararı nihaî bir karar olduğu halde, temyiz edilemez.

Yani, gönderme kararı kesindir (56). Gönderme kararı ile

dâva dosyası kendisine gönderilen mahkeme, dâvaya bakmaya

mecburdur (Ticaret K. m. 5 f. III).

Gönderme kararı üzerine, dâvaya iş bölümünü haiz mahkemede

devam edilebilmesi için yapılması gereken muameleler, görevsizlik

kararı üzerine yapılacak muamelelerin (HUMK m. 193)

aynıdır (Ticaret K. m. 5 son fıkra). Yani, davacının (57), gönderme

kararının kesinleşmesinden itibaren on gün içinde iş bölümünü

haiz olan mahkemeye (58) başvurarak dâvâlıya tebligat yaptırtması

(59) lâzımdır (HUMK m. 193 f. II ve III). Bu halde, iş bölümünü

haiz olan mahkemede bakılacak olan bu dâva, iş bölümünü

haiz olmayan ve bu sebeple gönderme kararını vermiş olan mahkemede

açılmış olan dâvanın devamıdır (60). Bu sebeple, dâva

karşı karar tashihi yoluna da gidilebilir. Bu sebeple, bu gönderme

kararı üzerine yapılacak muameleler tamamen görevsizlik kararı

üzerine yapılacak muamelelerde (bakınız yukarda § 3) olduğu gibidir.

(56) Bakınız ezcümle : 24/4/1967 gün ve 966/12-967/3 sayılı içtihadı birleştirme

kararı (Resmî Gazete 28/6/1967, sayı 12633, sayfa 9): «Gerek 5.

maddenin metninden ve gerekse gerektirici sebeplerdeki yazılardan

iş sahasına ait kararların kesin olduğu açıkça anlaşılmakta..». Gönderme

kararlarının temyiz edilemiyeceği hakkında başka Yargıtay kararları

için bakınız: Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü s. 145 dip not

  1. Ancak, Ticaret Kanununun 5. maddesinin 3. fıkrası uyarınca verilen

gönderme kararının mahiyetine yabancı olan ve gönderme karan ile

telifi kabil bulunmayan nihaî hüküm niteliğindeki avukatlık ücretine

de hükmedilmiş ise o kısım müstakillen temyiz edilebilir. Avukatlık

üctretine ait kısmın temyiz edilmesi halinde gönderme kararının

bir ömeği ile temyiz dilekçesi ve ona verilen cevabın Yargıtaya yollanılmasr

ile yetinilir, diğer taraftan da dâva dosyası gönderme kararı

gereğince iş sahasını haiz mahkemeye sevkedilir (sözü geçen içtihadı

birleştirme kararı).

(57) Kanaatli nızca, davalının da başvurma hakkı vardır, (bakınız yukarda

dip not 32-35 arası).

(58) Gönderme kararını vermiş olan mahkemeye başvurarak dâva dosyasının

iş bölümünü haiz olan mahkemeye gönderilmesini istemek de

mümkün ve kâfidir (bakınız : yukarda dip not 27-28 arası).

(59) Bakınız’: yukarda dip not 29.

(60) Bakınız : yukarda dip not 46-50 arası. i

176 Prof. Dr. Baki KURU

dosyasının kendisine gönderildiği iş bölümünü haiz mahkemede

yeniden harç alınmaz (61). Bu on gün içinde gönderme kararını

veren mahkemeye veya dâva dosyasının kendisine gönderilmesine

karar verilmiş olan iş bölümünü haiz mahkemeye başvurulmazsa,

dâva açılmamış sayılır (HUMK m. 193 f. IV) ve davacı daha sonra

aynı dâvayı yeniden açmak isterse yeniden harç vermekle mükellef

olur (62).

Gönderme kararının, görevsizlik kararına nazaran arzettiği

yegâne özellik, on günlük başvurma süresinin başlangıç tarihinin

tesıbitindedir. Görevsizlik kararı kabili temyiz olduğundan, HUMK

  1. 193’teki on günlük başvurma süresinin başlangıcını tesbit ederken

görevsizlik kararının temyiz edilmiş olup olmamasına göre

muhtelif ihtimaller üzerinde durulmuştu (63). Burada ise, gönderme

kararı kabili temyiz olmadığından, başka bir deyimle verildiği

anda kesin olduğundan, on günlük başvurma süresini gönderme

kararının kesinleşmiş olduğu bu tarihten, yani gönderme kararı

tarihinden başlatmak doğru olur kanaatındayız. Böylece, görevsizlik

kararı verildiği anda kesinleştiğinden, HUMK m. 193 fıkra

IH’teki «karar tarihinden itibaren (64) on gün zarfında» deyimini

burada doğrudan doğruya tatbik etmek gerekir.

Fakat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (65) ve Yargıtay Ticaret

Dairesi (66) başka fikirdedir: Bu fikre göre, gönderme kararı kabili

temyiz olmamakla beraber, bir kararın kabili temyiz olup olmadığına

karar vermek yetkisi Yargıtaya ait bulunduğundan,

(61) Bakınız : yukarda dip not 46.

(62) Bakınız : yukarda dip not 51 ve civarı.

(63) Bakınız : yukarda dip not 37-40 arası.

(64) Şimdilik «karar tarihinden itibaren» deyimini kullanmakla yetinmekteyiz.

Bu karar tarihinden maksadın, kararın tefhimi mi yoksa tebliği

tarihi mi olduğunu, «karar tarihinden itibaren» şeklindeki fikrimizin

savunmasını yaptıktan sonra, inceleyeceğiz (bakınız : aşağıda

dip not 73-78 arası).

(65) Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20/6/1962 gün ve T/15-23 sayılı kararı

(Son İçtihatlar Dergisi 1962/176 s. 5349-5352 ve 1963/189 s. 5730-

5732; Ankara Barosu Dergisi 1962/6 s. 644-645; İlmî ve Kazaî İçtihatlar

Dergisi 1966/65 s. 4540-4541). Fakat, Hukuk Genel Kurulu’nun yeni

bir kararından, bu fikrini değiştirdiği ve bizim burada savunduğumuz

fikre yaklaştığı anlaşılmaktadır. Bakınız: aşağıda dip not 78a’ –

da zikredilen 14/6/1967 günlü Hukuk Genel Kurulu kararı).

(66) Yargıtay Ticaret Dairesinin 17/2/1966 gün ve 64/1356-712 sayılı kararı

(Ankara Barosu Dergisi 1966/5 s. 954). Halbuki, Ticaret Dairesi

Daha önce burada savunduğumuz fikirde idi (Bakınız : aşağıda dip

not 77a).

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI 177

HUMK m. 193 fıkra IH’teki on günlük başvurma süresi, gönderme

kararı aleyhine temyiz yoluna başvurma imkânı kalmadığı, yani

gönderme kararı temyiz edilmemişse temyiz müddetinin bittiği

tarihten itibaren işlemeye başlar. Biz bu tefsir tarzına iştirak etmeye

imkân göremiyoruz. Zira, ilk olarak Hukuk Genel Kurulunun

mezkûr kararında istinat edilen 171 sayılı TBMM tefsir kararını

(67) bu hadisede tatbik etmeye imkân yoktur. Zira, tefsir kararı

kabili temyiz olan görevsizlik kararları hakkındadır. Görevsizlik

kararı kabili temyiz olduğu için, bunun kesinleşip kesinleşmediği

ancak temyiz müddetinin geçmesinden sonra belli olabilir.

Halbuki, gönderme kararı, bizzat tenkidini yaptığımız Hukuk Genel

Kurulu ve Ticaret Dairesi kararlarında da kabul edildiği ve bir

içtihadı birleştirme kararında (68) kati olarak ifade edildiği gibi,

kabili temyiz değildir, yani verildikleri anda kesindir. Buna rağmen,

gönderme kararı aleyhine temyiz yoluna başvurulursa, Yargıtayın

yapacağı iş temyiz talebini reddetmekten ibaret olacaktır.

Fakat, bu halde dahi gönderme kararı Yargıtayın bu red kararı ile

değil, bilâkis gönderme kararının verildiği anda kesinleşmiş ola-

  • çaktır ve Yargıtay ancak gönderme kararının verildiği anda kesinleşmiş

olduğunu tesbit etmekle yetinebilecektir. 171 sayılı tefsir

kararının ruhuna göre, HUMK m. 193 fıkra IH’teki müddet, görevsizlik

kararının kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlayacaktır.

O halde, gönderme kararı bakımından bu on günlük başvurma

süresi, gönderme kararının verildiği tarihten itibaren işlemeye

başlamalıdır ve bu anlayış HUMK m. 193 fıkra IH’ün hem lâfzına

hem de ruhuna uygun düşmektedir (68a). Tenkidini Yaptığımız

Hukuk Genel Kurulu ve Ticaret Dairesi kararlarında kabul edilen

görüş, bu on günlük başvurma süresini kanuna aykırı olarak uzatmayı

davacının arzusuna bırakmaktadır ki, bunun kabulüne imkân

yoktur (69).

(67) Bakınız : Resmî Gazete 30/3/1931, sayı 1761 ve yukarıda dip not 37.

(68) Bakınız : yukarda din not 56.

(68a) Buradaki durum, elli lirayı geçmeyen dâvalarda sulh mahkemesi tarafından

verilen yetkisizlik kararlarmdakinden farklı değildir (bakınız

: yukarıda dip not 41). Bildiğimize göre, 50 lirayı geçmeyen dâvalarda

sulh mahkemesi tarafından verilen kesin yetkisizlik kararları

hakkında HUMK m. 193’teki on günlük başvurma süresinin başlangıcını

tesbit için, sulh mahkemesinin kanundan dolayı kesin olan

(HUMK m. 427 f. I) bu kararı aleyhine temyiz yoluna başvurulup vurulmayacağım

beklemek gerektiği hakkında bir Yargıtay kararı yoktur.

 

(69) Bakınız : Necip Bilge, Medenî Yargılama Hukuku, 2. Baskı, Ankara

1967 s. 130; İlhan Postacıoğlu, Medenî Usul Hukuku, 3. Baskı İstanbul

1966 s. 106; Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü s. 145-146 dip not 8a.

178 Prof. Dr. Baki KURU

Buna mukabil, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (70) ve 4. Hukuk

Dairesi (71) kararlarına göre, HUMK m. 193 fıkra IH’teki on günlük

başvurma süresi, gönderme kararının verildiği günden itibaren

işlemeye başlar ki, fikrimizce doğru olan da budur. Özellikle,

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19/2/1959 tarihli olan yayınlanmamamış

kararı bu konuda gayet açıktır. Gerçekten kararda aynen

şöyle denilmektedir: «Ticaret Kanununun 5 nci maddesinin son

fıkrası hükmü ile usulün 193 ncü maddesine atıf yapılmış bulunmasına

ve Ticaret Kanununun 5 nci maddesi hükmünce iş sahasına

ait kararların kesin kararlardan bulunması dolayısiyle usulün

193 üncü maddesine ilişkin ve kesin olmayan kararlar göz önünde

tutularak verilmiş olan 171 sayılı ve 26/Mart/1931 günlü B. M. M.

tefsir kararının bu hadiselerde tatbik yeri olamayacağına yani

usulün 193 ncü maddesindeki yeni mahkemeye baş vurmak üzere

kabul edilmiş olan 10 günlük müddetin işlemeye başlaması için

temyiz müddetinin beklenmesine yer olmayacağına göre…» (72)

Böylece, HUMK m. 193 fıkra IH’teki on günlük başvurma süresinin,

gönderme kararının verildiği tarihten itibaren başlaması

gerektiği neticesine vardıktan sonra, kararın verildiği tarih olarak

kararın tefhimi mi yoksa tebliği tarihini mi anlamak gerektiği sorusunun

incelenmesine geçebiliriz :

Hukuk Muhakemeleri Usulü kitabımızda (73), on günlük başvurma

süresinin gönderme kararının davacıya tebliği tarihinden

itibaren işlemeye başlayacağını belirtmiştik (74). Yargıtay 9. Hukuk

Dairesi (75) ve 4. Hukuk Dairesi (76), yukarda zikredilen ka-

(70) Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 4/12/1964 gün ve 8435/8055 sayılı kararı

(Ankara Barosu Dergisi 1965/4 s. 514).

(71) Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 3/2/1966 gün ve 965/1414-1198 sayılı

kararı (Ankara Barosu Dergisi 1966/4 s. 754); 4. Hukuk Dairesinin

19/2/1959 gün ve 1629/ 1960 sayılı kararı (bu karar yayınlanmamıştır).

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 14/6/1967 günlü bir kararından,

  1. Hukuk Dairesinin bu görüşünü benimsediği anlaşılmaktadır

(Bakınız : aşağıda dip not 78a).

(72) 4. Hukuk Dairesinin yukarda dip not 71’de zikredilen 19/2/1959 günlü

kararı. 4. Hukuk Dairesinin aynı esası benimseyen yayınlanmamış diğer

bir kararı için bakınız : aşağıda dip not 77.

(73) Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Ankara 1964 s. 145.

(74) Aynı fikirde : Bilge, Necip, Medenî Yargılama Hukuku, 2. Baskı 1967

  1. 130; Postacıoğlu, İlhan, Medenî Usul Hukuku, 3. Baskı İstanbul

1966 s. 106.

(75) Bakınız : yukarda dip not 70’de zikredilen 14/12/1964 günlü 9. Hukuk

Dairesi kararı.

(76) Bakınız : yukarda dip not 71’de zikredilen 3/2/1966 günlü 4, Hukuk

Dairesi kararı.

‘•'”•I I|IMIPU”«” H« i’ İM ‘I» II lIII • t«l p> >Uim| « l » HIHMUIUH’I ı ‘ ı Mlt^Ş I l+»»»*«m ti >«( Wf «IIMHH^»*”»»’!!*»,*” ‘i-l “”•• ( WH*WMWHIW< M* n

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI 179

radarında, gönderme kararının tarafların yüzlerine karşı okunmuş

(verilmiş) olması halinde, on günlük başvurma süresinin gönderme

kararının tefhimi gününden itibaren işlemeye başlayacağını

kabul etmektedirler. Bu konuda, 4. Hukuk Dairesinin yayınlanmamış

olan 29/6/1962 günlü kararı (77) daha açıktır. Bu karara konu

teşkil eden hadisede mahallî mahkeme aşağıdaki kararı vermiş

ve bu karar 4. Hukuk Dairesince gerekçe gösterilmeden aynen

tasdik edilmiştir • ;<Şu hale göre 8. Asliye Hukuk Hâkimliğinin

mahkemenin iş sahasına girmeyip Ticaret Mahkemesinin iş sahasına

girdiğine dair 10.6.1961’de ittihaz ettiği karar iki taraf vekillerinin

yüzlerine karşı açıkça okunup anlatılmasına ve ayrıca taraflara

tebliği ile temyiz müddeti güzeranma ihtiyaç bulunmamasına

binaen dâv?cı vekilinin HUMK 193 gereğince karar tarihinden itibaren

10 gün içinde selâhiyetli ve vazifeli mahkemede (maksat: iş

bölümünü haiz ticaret mahkemesi) yeniden arzuhal vermek veya

davetiye tebliğ ettirmek mecburiyeti vardır» (77 a).

Zikredilen 9. Hukuk Dairesi ve 4. Hukuk Dairesi kararlarının

ışığı altında, konuyu yeniden daha derinlemesine inceledikten sonra,

«on günlük sürenin gönderme kararının davacıya tebliği tarihinden

itibaren işlemeye başlayacağı» şeklindeki kanaatımızdan

rücu etmek lüzumunu duymaktayız. Şöyle ki: HUMK m. 193 fıkra

Hl’e göre on günlük başvurma süresi «karar tarihinden itibaren»

başlar. Bundan maksat kararın verildiği ve taraflara bildirildiği tarihtir.

Yukarda görüldüğü gibi, gönderme kararı temyiz edilemeyip,

kesindir. Gönderme kararma karşı başvurulacak bir kanun yolu

olmadığından, bu kanun yolu süresinin başlatılması için kararın

taraflara tebliğine ihtiyaç yoktur. HUMK. m. 160’a göre ise,

müddetler iki tarafa tefhim ve lâzım ise usulen tebliğ tarihinden

itibaren başlar. Gönderme kararı, tarafların vicahmda (yüzlerine

karşı) verilmiş ise, tarafların gönderme kararını öğrenmeleri için

de tebliğe lüzum yoktur. O halde, vicahen verilmiş olan gönderme

(77) Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 29/6/1962 gün ve 8180/7388 sayılı kararı

(yayınlanmamıştır).

(77a) Yargıtay Ticaret Dairesi de, eskiden bu kanaatte idi. Gerçekten, bir

hadisede, mahallî mahkemenin aşağıdaki şekildeki hükmü, Ticaret

Dairesi tarafından aynen tasdik edilmiştir: «Ticaret mahkemesince

verilen vazifesizlik kararının taraflara tebliğine lüzum bulunmamasına,

müddetin tefhim tarihinden itibaren başlayacağına ve dâvanın

10 gün içinde yenilenmemiş ve davetiye de tebliğ ettirilmemiş olmasına

mebni dâvanın açılmamış sayılmasına..» (Ticaret Dairesinin 22/

6/1961 gün ve 660/2109: ismail Doğanay age., s. 83 no. 103). Fakat, yukarda

görüldüğü gibi (bakınız yukarda dip not 66), Ticaret Dairesi

daha sonra bu içtihadını değiştirmiştir.

180 Prof. Dr. Baki KURU

kararı hakkında on günlük süre, gönderme kararının tefhimi tarihinden

itibaren işlemeye başlar (HUMK m. 160). Buna mukabil,

gönderme kararı gıyaben verilmiş ise, gaip olan tarafın gönderme

kararını tefhim gününde öğrenmesi mümkün olmadığından, gönderme

kararının neticesinin gaip olan tarafa HUMK m. 407 gereğince

tebliğ edilmesi gerekir. İşte bu halde, gaip olan tarafa gönderme

kararının tebliği lâzım olduğundan, on günlük başvurma

süresi gaip olan taraf hakkında bu tebliğ tarihinden itibaren işlemeye

başlar (HUMK m. 160).

Bu fikrimize karşı, gönderme kararının bir asliye mahkemesi

(78) kararı olduğu, asliye mahkemelerinde ise yazılı usul câri

olduğundan, müddete tâbi her asliye mahkemesi kararının tebliğ

edilmesi gerektiği, HUMK m. 393 hükmünün de bu kanaati desteklediği

şeklinde bir itiraz yapılacaktır. Ancak, bu itirazın yerinde

olmayacağı kanısındayız. Zira, ilk olarak HUMK m. 393’de zikredilen

müddetlerden maksat, hükme karşı başvurulacak kanun yolu

(özellikle : temyiz) müddetleridir. İkinci olarak, bütün asliye mahkemesi

kararlarına ilişkin müddetlerin (yazılı usul sebebiyle) tebliğ

ile işlemeye başlayacağı kabul edilecek olursa, o vakit HUMK

  1. 160’daki «tefhim… tarihinden itibaren başlar» hükmüne asliye

mahkemeleri bakımından lüzum kalmazdı. Oysa, bu hüküm yazılı

ve sözlü usul için müşterek olan hükümler arasındadır ve böyle bir

hükme HUMK. m. 490 karşısında belki de asıl sulh mahkemeleri

bakımından lüzum yoktur. Nihayet, asliye mahkemesi kararları

ile ilgili müddetler tebliğ ile işler kaidesinin doğru olduğu kabul

edilse dahi, bizzat HUMK m. 193 fıkra III, «karar tarihinden itibaren»

demekle bu kaideye bir istisna koymuştur denebilir.

Bu sebeplerle, gönderme kararları hakkında HUMK. m. 193

fıkra IlI’teki on günlük başvurma süresinin, gönderme kararı vicahen

verilmiş ise tefhim tarihinden, gıyaben verilmiş ise, gaip

olan taraf hakkında, HUMK m. 407 gereğince gönderme kararının

neticesinin tebliğ edildiği tarihten itibaren başlaması gerektiği kanaatmdayız

(78 a).

(78) Zira, ticaret mahkemeleri, bulundukları yer asliye mahkemesinin birer

dairesi hükmündedir. (Bakınız ezcümle : Kuru, Hukuk Muhakemeleri

Usulü s. 20).

(78a) Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, Dergimiz matbaaya verildikten

sonra yayınlanan, 14/6/1967 gün ve 4/270-298 sayılı kararında da bu

esasın benimsendiğini görmekteyiz. (Bakınız : Resmî Kararlar Dergisi

1967/7-10, 1967-II/l, sayfa 99-101). Gerçekten, bu kararda aynen

şöyle denilmektedir: «Ticaret Mahkemesince, davacı tarafın gıyabın-

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARLARI İSİ

Gönderme kararlarına dair izahlarımıza ve bununla incelememize

son verirken, gönderme kararları için on günlük başvurma

süresinin ne zamandan itibaren işlemeye başlayacağı hakkında bir

tarafta Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (79) ve Ticaret Dairesi (80)

kararları ile, diğer tarafta 9. Hukuk Dairesi (81) ve 4. Hukuk Dairesi

(82) kararları arasında içtihat ihtilâfı çıkmış olduğuna ve bu

sebeple bu konuda bir içtihatları birleştirme kararına ihtiyaç bulunduğuna

işaret etmek isteriz.

da, dâvâlının iş sahasına ilişkin iptidai itirazın kabulü ile verilen gönderme

kararı davacıya 31/3/1962 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bir karara

tarafların ıttılaı ya kararın tebliği suretiyle veya yüzlerine karşı

verilmiş olmasiyle mümkün olabilir. Hadisede olduğu gibi gönderme

kararının arkasındaki (ilâm harç ve pulları davacı tarafından ödendi)

şeklinde başkâtip tarafından verilmiş olan meşruhat davacının

bu karara muttali olduğunun kabulü için kâfi değildir. Davacının gıyabında

verilen gönderme kararının davacıya 31/3/1962 tarihinde tebliğ

edildiği mazbatasında belirtilmiş olup davacının, dosyanın gönderildiği

asliye hukuk mahkemesine 6/4/1962 tarihinde yeniden arzuhal

vererek dâvasını takip etmiş bulunmasına nazaran T.T.K. nun 5 inci

maddesinin son fıkrası uyarınca uygulanması icap eden H.U.M.K. nun

193 üncü maddesindeki 10 günlük süre henüz geçmemiştir. Bu durumda

mahkemece dâvaya bakılmak gerekirken, 10 günlük sürenin geçmiş

olduğundan bahisle dâvanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi

usul ve kanuna aykırıdır».

(79) Bakınız : yukarda dip not 65.

(80) Bakınız : yukarda dip not 66.

(81) Bakınız : yukarda dip not 70.

(82) Bakınız : yukarda dip not 71, 72 ve 77.

Yazan : Prof. Dr. Baki KURU

Bir Cevap Yazın