İSTİNAF KARARINA ÖRNEK İTİRAZ DİLEKÇESİ

TEMYİZ EDEN :
DAVACI/ALACAKLI :

SUÇ :
SUÇ TARİHİ :
ŞİKAYET TARİHİ :
KARAR TARİHİ :

KONU : …….. Ceza Mahkemesinin 2017/-Esas ve 2017/- Karar numaralı 14/12/2017 tarihli kararının temyizen bozulması talebidir

TEMYİZ NEDENLERİ: ( Yasal dayanağı)
15 ŞUBAT 2019 TARİHLİ 30687 SAYI NUMARASI İLE RESMİ GAZETEDE YAYINLANAN ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINCA VERİLEN 2018/71 ESAS 2018/118 KARAR SAYILI 27/12/2018 KARAR TARİHİ İLE LEHE HÜKÜM UYGULANIR KARİNESİ GEREĞİ BAŞVURUMDUR.

14/12/2017 tarihinde yukarıda numarası belirtilen dosyaya konu “karşılıksız çek keşide etme” suçundan adli para cezasına mahkum edildim.

TEMYİZ NEDENLERİ:
Mahkum edildiğim dava konusu çek vadeli bir çektir. Bu çek sözleşmeye konu olmuş ve süre gelen zamanda lehtarın tutarsız ve kusurlu olmasından sebep bu sözleşmede fesh edilmiştir. Ticaretimiz teberrü etmediği içinde çek bedelsiz kalmıştır. çeki keşide ederken avans çeki olarak verilmiştir. Çek numarası dahil sözleşmede yer almaktadır. Ayrıca lehtardan ibraname niteliğinde sözleşme feshide mevcuttur. çekin ödenmemesi tamemen ödeme gücümü çekin bdelsiz kalması ile ilgilidir, Çek borçunu ödeyememem de hiç bir kastım yoktur. Hakkımda bu nedenle ceza davası açılmıştır fakat Kanunlarımızda suç ancak kast ile işlenebilir.
Ceza hukukunda temel kusurluluk şekli kasttır. Diğer bir deyişle, kanunda aksi belirtilmediği sürece suçlar ancak kasten işlenebilmektedir. Bu durum TCK’nın 21 inci maddesinde de, “suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır” denmek suretiyle açıklanmıştır.

Mahkeme hesabta yeterli para bulunmaması nedenlerini araştırmamıştır. Oysa ki, TCK’nın kusurluluk ile ilgili hükümlerine göre hareket edersek, ortada karşılıksız çek keşide etme suçunun var olduğunu söyleyebilmek için, failin kastının hesapta yeterli para bulunmamasını da kapsadığının ispat edilmesi gereklidir.

Eğer kişinin meydana gelen neticeden en azından taksir derecesinde bir sorumluluğu yoksa, kişinin o suçtan dolayı sorumlu tutulamaması gerekir. Netice olarak, TCK’nın genel hükümlerine göre hareket edildiği takdirde, failin kastının hesapta para olmamasını da kapsar nitelikte olduğu hallerde ancak ceza verilebilmesi, aksi durumda, sübjektif sorumluluk gereğince yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmadığının kabulü gerekir. Bu ise, CMK’nın 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince hakkımda beraat kararı verilmesini gerektirmektedir.

dilekce-ornegi-bam

AÇIKLAMALAR

1-) Mahkemenizce şahsım hakkında yukarıda dosya ve karar nosu belirtilen karar içeriğine göre 14/12/2017 tarihinde verilen kararla “Sanığa verilen 300 GÜN ADLİ PARA CEZASI 5237 TCK ‘nun 52/2. maddesi gereğince takdiren günlüğü 20 TL’ den paraya çevrilerek sanığın 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,
6728 sayılı kanunla değişik 5941 sayılı kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi gereğince karşılıksız şerhi verilmesine sebebiyet verilen çek bedelinin karşılıksız kalan kısmı olan 25.000,00 TL ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,” karar verilmiştir. bu karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ9. CEZA DAİRESİ tarafından 23.590,00 TL(250 GÜN ADLİ PARA CEZASI ) olarak düzeltilerek istinaf başvurusunun esas dan reddine hükmetmiştir. istinaf adli para cezasının kesin nitelikte olması nedeniyle, Kararin kesin olarak karar verilmesinden dolayı hak kaybı doğmakta ve herhangi bir kanun yoluna başvurma imkanı da kalmamıştır. Ancak 15 şubat 2019 tarihi itibariyle kanun yolu tekrar açılmış ve temyiz hakkı verilmiştir.

2-) Mahkemenizce bilindiği üzere, CMK’nun Lehine Yargılamanın Yenilenmesi Nedenleri başlığı altında düzenlenen 311. maddesinin (e) fıkrası gereğince “Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatını veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.” Yargılamanın iadesine karar verileceği düzenlenmektedir. Ancak bu talebimde yerel mahkemesince karşılık bulmamıştır.

3-) Dava konusu çek ve bir dizi çek ile ilgili genel yetkili mahkemesince pilot dava açılmıştır. Ve suç soruşturmaları yön kazanmış dava sürecine girilmiştir. Bahsi geçen çek ile ilgilide ayrıca hukuk davası açılacağı ve birleştirme yapılacağı için bekletici mesele yapılması şart olmasına rağmen gerek icra hukuk mahkemesi gerek icra ceza mahkemesi tarafından bekletici mesele dahi yapılmayarak hak kaybına sebebiyet verilmiştir.
Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2018/75 esas sayılı davasında verilecek karar mahkemenizin iş bu menfi tespit davasında verilecek hükmü etkileyeceği açıktır.
6100 sayılı HMK’nun 165/1. Maddesine dayanak olmasına rağmen mahkemesince karara gidilmiştir.
Ancak hem yerel mahkeme hemde Bölge adliye mahkemesi yasal hakkı ihlal etmiş aralacele karara bağlama yoluna gitmiştir. Her ne kadar mahkemelerin yoğunluğu gerekçe edilerek incelemelerin tam anlamıyla yapılamamasına sebep gösterilmiş ise de, hukuk adaletin tecellisi için vardır. Kanunsuz yapıların desteklenmesi adalete olan inancada zarar vermektedir.
Aynı kanunun 166/1 maddesinde”aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattakı hukuk mahkemelerinde açılmış davalar aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında talep üzerine veya kendiliğinden …., birleştirilebileceği” açıklanmış, aynı maddenin 4.fıkrasında “….. davalardan biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda bağlantının var sayılacağı” gösterilmiştir.
Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi2018/75 E sayılı dosyası ile görülmekte olan dava sonucunun eldeki davanın sonucunu etkileyeceği anlaşılmakta bu dava dosyasının eldeki dava bakımından bekletici sorun olarak kabul edilmesi veya birleştirilmesi gerekmektedir.
Yerel mahkemenin ve Bölge Adliye Mahkemesinin savcılık soruşturmalarını dikkate almaması kamu düzenine aykırı gelen durumları resen dikkate alma ilkesini yok saymıştır. Oyasaki bu soruşturmaların içerisindeki ifadelerin bu davaya etkisi tartışmasızdır. Burada hileli işlemler sözkonusudur. Bu işlemler ayrıca suça konu işlerdir. Ve bu durum tarafımdan dikkat çekilmesi açısından defalarca vurgulanmış ancak incelenmemeiştir.
Benim böyle bir borcum yok. Lehtar tarafından dolandırılmış durumdayım. Lehtar ile alakalı hukuk davasıda devam etmektedir. Son hamilin ( davacı) lehtar ile anlaşmalı olduğunu da itiraf ettiği savcılık soruşturması mevcuttur. Savcılık soruşturmasındaki davacı şirketin yetkilisi Mehmet Akif Terzilioğlu’nun ifadesinin mutlak suretle incelenmesini talep ediyorum.

ali-borclu

ŞAHSIM MAĞDUR DURUMA DÜŞMÜŞTÜR

 

4-) şahsımın dosya içerisinde yer alan savunmasında görüleceği üzere en başından beri sanık olarak bir borcumun olmadığını iddia etmiştim. Konu ile alakalıda savcılık suç duyurularım mevcut olup şahsın ifadelerine bakılarak da hüküm tesis etmediği gibi salt takipsizlik kararına uyulmuştur.

5-) CMK’nun 312. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde “mahkeme, infazın geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verebilir.” Hükmü yer almaktadır. Dosyaya sunduğumuz ve sunacağımız yeni deliller ve şahsım bankalar ile olan alacak ve borç ilişkileri değerlendirildiğinde hem şahsım alacaklı olanların hem de şahsımın mağdur olmaması açısından infazın durdurulmasına karar verilmesini talep etme zorunluluğumuz doğmuştur.
Bkz. AİHM’nin Pronina v Ukrayna Davası : Taraflardan birisinin ileri sürdüğü veya karşı tarafın ileri sürüp diğer tarafın dayandığı delilleri dikkate almamak, değerlendirmemek ve bunları hüküm gerekçesinde zikretmemek, söz konusu hakkın ihlali anlamına gelir. Mahkeme adil yargılanma hakkının bir gereği olarak, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde incelemekle görevlidir.

6-) Bkz. AİHM’nin Piersack/Belçika ve Holm/İsveç Davası : Tarafsızlık, davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı ve peşin hüküm yokluğunu ve hâkimin taraflardan birisinin leh ya da aleyhine davrandığı duygusuna neden olmamasını ifade eder.
Özetleyecek olursak hükmün, tüm delillere ve bu delillerin yorumuna dayandırılması gerekirken gerçekle örtüşmeyen yetersiz varsayımlara dayandırılması hatalıdır.

7-) Gerekçesizlik, gerekçenin sadece hiç yazılmamış olması demek değildir. Yazılmış olan gerekçelerin yetersiz kalması veya kalıplaşmış formüle ifadelerden ibaret olması yani sözde (görünürde) gerekçe anlamına geldiğinden, gerekçesizlik olarak kabul edilmektedir. Gerekçede olayın aydınlatılmasına yetecek ölçüde delillerin irdelenmesi, sabit sayılan vaka ile sonuç arasında zorunlu olan mantıklı bağın gösterilmiş olmasının gerektiği yargı kararlarında vurgulanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 08.01.1958 tarih ve 1/1-1 sayılı kararında da “ delillerin ayrı ayrı değerlendirilip, niçin kabul edildiğinin ve ya niçin ret edildiğinin belirtilmeden, sadece toplanan delillere göre ” şeklinde ifade ile kurulan hükmün gerekçesiz sayılacağı belirtilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/22-206 E. , 2013/1500 K. : Söz konusu değerlendirmenin, hüküm gerekçesinde yapılması adil yargılama için gerekli ve zorunludur. Eksik, yetersiz, tutarsız veya salt şekli anlamda görünüşte gerekçe yazılması, bu hakkın ihlâli sonucunu doğurmaktadır. Yargı organları, her iki tarafın iddia ve savunmaları ile delillerini değerlendirip, hangi maddî ve hukukî sebeplerle karar verdiklerini gerekçelerine yansıtmalıdır. Ortaya çıkacak karar, hukukun genel ilkelerine, mevzuata ve yerleşik içtihatlara tamamen aykırı ve sürpriz sayılacak nitelikte olmamalıdır. Adil yargılanma hakkı, mahkemenin, vermiş olduğu hükümde tatmin edici bir gerekçe kullanmasını gerekli kılar. Oysa somut olayda delil ve delillerin yorumundan daha çok hayatın olağan akışı ölçütüne dayanılmış, bilimsel temelden ve nesnellikten yoksun varsayıma dayalı çıkarımlar gerekçe olarak zikredilmiştir. Yargı makamları sadece yargılamanın taraflarının değil, karar hakkında bilgisi olan toplumun tüm fertlerinin adalete olan inanç ve güvenini sarsacak yorum, değerlendirme, inceleme ve yargılama faaliyetinden özenle kaçınmalıdır. Çünkü adil yargılama hakkı, sadece yargılamanın taraflarını ilgilendiren bir kavram değildir. Bu hak bir ülkenin yargı egemenliği altındaki tüm bireyleri ilgilendiren evrensel bir kavramdır.

Söz konusu hükümde; delil ve delillerin yorumundan daha çok hayatın olağan akışı ölçütüne dayanılmış, bilimsel temelden ve nesnellikten yoksun varsayıma dayalı çıkarımlar gerekçe olarak zikredilmiştir. Yargı makamları sadece yargılamanın taraflarının değil, karar hakkında bilgisi olan toplumun tüm fertlerinin adalete olan inanç ve güvenini sarsacak yorum, değerlendirme, inceleme ve yargılama faaliyetinden özenle kaçınmalıdır. Çünkü adil yargılama hakkı, sadece yargılamanın taraflarını ilgilendiren bir kavram değildir. Bu hak bir ülkenin yargı egemenliği altındaki tüm bireyleri ilgilendiren evrensel bir kavramdır.

cekte-hapis

MİLLETLER ARASI ANDLAŞMALARA UYULMASI ZORUNLULUĞU

😎 Anayasa’nın 90. Maddesinin son fıkrasında; ” Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. ” düzenlemesi birlikte değerlendirildiğinde AİHS iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası olduğu anlaşılmakadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2012/10-1618 E. , 2013/821 K. (ve) 2014/10-1007 E. , 2015/552 K. : Anılan hüküm uyarınca, yöntemince yürürlüğe konulmuş Uluslararası Sözleşmeler kanun hükmünde olduğu gibi, normlar hiyerarşisi yönünden uluslararası sözleşme kurallarına uygulamada yasal güç tanınmakta ve bu kuralların uygulanma önceliği haiz bulunmaktadır. Türkiye tarafından onaylanan Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa’nın 90. Maddesi uyarınca iç hukuk kuralı haline geleceğinden, hakimin bu kuralları da Türk Hukuku kapsamında uygulaması gerekir.

YARGILAMANIN YENİLENMESİ TALEBİNİN İNCELENMESİ

9-) Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2018/5199 E. , 2018/12659 K. : 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 23/3. maddesindeki “Yargılamanın yenilenmesi halinde önceki yargılamada görev yapan hakim aynı işte görev alamaz” şeklindeki düzenleme ile aynı Kanunun 318/1. maddesindeki “Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur. Bu mahkeme, istemin kabule değer olup olmadığına karar verir.” şeklindeki düzenleme karşısında, ilk kararı veren Hakim …’un olayla ilgili kanaatinin oluştuğu, görüşlerinin ilk hükümle belirginleştiği, yeniden yargılama aşamasında ya da bu aşamaya götürecek talebin kabule değer olup olmadığına dair vereceği kararda önceki kanaat ve görüşlerinin etkisi altında kalabileceği, bu sebeple adil yargılama hakkının bir uzantısı olarak olaya tamamen yabancı, farklı hakimin yargılamanın yenilenmesi talebini incelemesi gerektiği hususu gözetilmeden itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

TCK’nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 K. sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,

10-) şikayet dilekçesinde de görüleceği üzere suç adının yanlış yazıldığını bahsi geçen suçlamaya ait bir suç olmadığını ve bununda yerleşik iştehatlarda bir bozma sebebi sayıldığı gerçeği gözardı edilerek istinaf tarafından resen suç adının düzeltildiği, oysaki böyle bir düzeltmenin mümkün olmadığı ve bozma kararı ile yerel mahkemesine iadesi gerekmesine rağmen adil yargılama hakkımda ihlal edilmiştir. ( BU MADDE SADECE BU DAVA İÇİN GEÇERLİDİR)
Şahsım a açılan davada dava açma dilekçesi KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK denilerek yanlış açılmıştır. Kanundaki suç ismi ÇEKİN KARŞILIKSIZ ÇIKMASINA SEBEBİYET VERMEKDİR. Olmalıdır. Bunun ile ilgili Adana Bölge Adliye Mahkemesinin 2018/693 esas 2018/862 nolu dosyasında 1-Suçun adı “Çekle İlgili Karşılıksızdır İşlemi Yapılmasına Sebebiyet Verme” olduğu halde karar başlığında “Karşılıksız Çek Keşide Etmek” olarak yazılması, paragrafı ile davanın düşürülmesine karar vermiştir.

Dayanak hükmün ortadan kalkması;

11-) Ceza hükmü, hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup, bu hükmün kesinleşmiş bir diğer hüküm ile ortadan kaldırılması yargılamanın lehe yargılanma nedenidir. Bu nedende ceza mahkemesi hükmünün dayanağını hukuk mahkemesi hükmü oluşturmalıdır. Ancak dayanak hukuk mahkemesi hükmü başka bir kesin hükümle ortadan kaldırılmış olmalıdır. Mahkemece delil olarak sunulan savcılık soruşturmasında müşteki sıfatı ile şahsın açık ikrarının bulunduğu da gözardı edilmiştir.

12-) 10.Ekim.2017 tarih ve 30206 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 26.07.2017 tarih ve E: 2016/191, K: 2017/131 sayılı kararı ile çek Kanunu’nun 5. Maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki “…“çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından…” ifadesi iptal edilmiştir.
Anayasa Mahkemesine yapılan iptal talebi her ne kadar 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. Maddesi ile ilgili bulunmakta ise de, söz konusu kararda belirtildiği üzere itiraz yoluna başvuran Mahkeme’nin başvuru kararında sadece maddenin (1) fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerine ilişkin Anayasa’ya aykırılık iddialarını gerekçelendirdiği, maddenin geri kalan kısmının ise Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunu ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça göstermemiş olmasından dolayı, Anayasa Mahkemesi’nce 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5.maddesinin 15.07.2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanun’un 63. Maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının birinci ve ikince cümleleri incelenmiştir.
5. Maddesinin birinci fıkrasının 1. Cümlesi ile ilgili açıklamalar:
“Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı” başlıklı 5. Maddesinin birinci fıkrasının “Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur.” İfadelerinin bulunduğu 1. Cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir.
5. Maddesinin birinci fıkrasının 2. Cümlesi ile ilgili açıklamalar: “Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı” başlıklı 5. Maddesinin birinci fıkrasının 2. Cümlesi bu iptal kararında önce şu şekilde idi. “Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından az olamaz.”
Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında 2. Cümle ile ilgili olarak,
“İtiraz konusu kuralda, yargılama gideri de adli para cezasının hesabında göz önünde bulundurulacak unsurlar sayılmıştır. Yargılama giderleri, yargılamanın yürütülmesi ve sonuçlandırılması için yapılan harcamalar toplamıdır. Çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verenler hakkında icra mahkemesince açılan davada yargılama giderlerinin herhangi bir tereddüte yer vermeyecek şekilde önceden belirlenmesi mümkün değildir.
Bu itibarla, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarına çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun”a göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama giderinin, sanık hakkında hükmedilecek adli para cezasının hesabında göz önünde bulundurulması, cezanın miktarı bakımından öngörülmezliğe sebebiyet verdiğinden itiraz konusu kuralın “…çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından…” bölümü suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı bulunmaktadır. ifadesi ile Anayasa’nın 38. Maddesine aykırı olması dolayısıyla iptal etmiştir.
Bu iptal kararından sonra. “Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı” başlıklı 5. Maddesinin birinci fıkrasının 2. Cümlesi şu şekli almıştır. “Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından az olamaz.” Şeklini almıştır. Bahsi geçen anayasa değişikliği de yerel mahkemesince gözardı edilmiştir.
Bu olayda şikayet faizler, fer i ler ve çek tazminat bedeli hesaplanarak şikayet yapılmıştır. Karşılıksız çek keşide etme suçu şikayete tabi bir suçtur. Şikayet bir bütündür şikayet bölünemez, bölünürse şikayet eden, şikayetten vazgeçmiş sayılır yada şikayet düşmüş sayılır. Yani şikayeti ne şahıs bölebilir nede mahkeme bölebilir bu kadar kısımdan şikayet ediyorum şu kadar kısmından etmiyorum denemez. Mahkemede şikayetin şu kadarını dikkate alıyorum bu kadarını almıyorum da diyemez. Yani hiç bir şekilde kısmı şikayet söz konusu olamaz.

9-1
ANAYASA MAHKEMESİ ŞİKAYETİN BÜTÜNLÜĞÜNÜ MİKTAR AÇISINDAN BOZARAK ASLINDA DOLAYLI OLARAK ŞİKAYETİN TAMAMINI DÜŞÜRMÜŞTÜR.

Şikayet dilekçesi ile bağlı olan mahkemece şikayetin bütünlüğü bozulduğu için şikayetten vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmiş olur. Bu durumda eğer süresi dolmamışsa mevcut yeni duruma göre yeni anayasa mahkemesi kararına uygun yeniden şikayet hakkı tanınarak yeniden şikayet yapılması gerekmektedir. Yerel mahkemesince dikkate alınmamıştır. Ayrıca çek ile ilgilide yeni şikayet için 3 aylık şikayet süreside sona ermiştir. Şikayetin bütünlüğü bir dava şartıdır. Burada anayasa mahkemesi kararı ile dava neden bölünmemiştir? bunun detaylıca izzahıda gerekmektedir. Şayet bozulmadığına inanıyorsa nedeninin açıklanması gerekmektedir.(CMK m.289/1-f), bu yönüyle de temyiz sebebimdir. Yerel mahkemesince cezaya hükmederken cezanın ödeme şartlarını sanığın ekonomik durum tesbitine göre belirlemesi gerekirken böyle yüklü bir meblağanın taksit sayısı ve ödeme şeklini belirtmeyerek te yasaya aykırı hareket etmiştir. Gerek sosyal ve ekonomik durum tesbiti yapılmamıştır gereksede gerekçeli kararında bu konuya değinilmemiştir. Bu yönüyle de kararı temyiz etmekteyim.
13-) Bahsi geçen çekler ile ilgili savcılık soruşturmalarının gözönünde bulundurulması, savcılık soruşturmalarından takipsiz kalanlar yönünden de verilen ifadelerin incelenerek vicdani kanaat oluşturmasını yerel mahkemesinden talep edilmiştim. Ancak bu soruşturmalar üzerinden tatkikat yapılmamıştır. Devam eden soruşturmalarda yok sayılmıştır. bahsi geçen çek suça konu olmuş bir çektir.

Yerel mahkemesince duruşma tutanağında görüleceği üzerine savcılık soruşturmalarının takipsizlikle sonuçlandığını belirtmiş ise de kayseri cumhuriyet savcılığı soruşturmaları tatkikatlar takipsizlikle sonuçlanmış ise de şahısların ifadeleri ikrar niteliğindedir. Bir çok yazılı olarak mahkemesine dilekçe vermiş durumu bildirmiş durumdayım ancak talimatlı olarak ikametim olan Malatya ilindeki yazılı savunmamda da belirttim. Ancak karşı taraf avukatınca yanlış bilgi ve yönlendirmeleri sonucunda bu durumda gözardı edilmiştir.
Bahsi geçen çekin bedelsiz kalmış bir çek olduğu, ( delil olarak sunulan ibraname niteliğinde sözleşme fesh belgeleri de gerek borca itiraz dosyasında icra Hukuk Mahkemesine gerek icra ceza mahkemesine sunulmuştur. Fakat yerel mahkemesince dikkate alınmamıştır.
Duruşmada Okunmayan ve Tartışılmayan Bir Delilin Hükme Esas Alınması Hukuka Aykırıdır. Delil gösterilen belgeler, savcılık soruşturmaları ve ifade tutanaklarının duruşmada okunması, CMK md. 215 gereği “okunan belgeye karşı benim diyeceklerimin sorulması” ve CMK md. 216 gereği bu “delilin tartışılması” gerekirdi.
Delillerin okunması ve tartışılması konusunda açık olan kanun hükümleri Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla da vurgulanmıştır.
AİHM, “….soruşturma veya kovuşturma aşamasında sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanığın ifadesine tek veya belirleyici bir kanıt olarak dayanıp mahkûmiyet hükmü kurulması halinde sanık haklarının kısıtlanmış olacağını…” belirtmektedir (AİHM Kararları: Delta/Fransa, no. 11444/85, 19 Aralık 1990; A.M./İtalya, no. 37019/97, 14 Aralık 1999; P.S./Almanya, no. 33900/96, 20 Aralık 2001). Yerel mahkemesince tüm duruşmalara, gerek talimat dosyalarına tarafımca yazılı ifadelerim olmuştur. Ancak yeterli incelemesi yapılmamış ve duruşmasında da iddealarıma yer verilmemiş ve delil niteliğinde sunduğum evrakları yeterince incelenmemiştir.
14-) Çekin vadeli ödeme aracı olarak kullanılıp kullanılmadığı, teminat hükmünun olup olmadığı, çekin vergi kaçakçılığına da ayrıca konu olduğunu devletin açıkça zarara uğratılmak sureti ile suç işlendiğini ve istinaf mahkemesinin kural olarak bunu resen dikkate alması gerektiği, her ne kadar çek sebepten mücerret olsa da 3. Kişinin bunu kötü niyetle iktisap etmemiş olması gerektiği kuralına riayet edilmesini talep ve arz ederim. Kanunların yasa dışı faliyetler de resen dikkate alması vicdani bir zorunluluktur.
15-) Lehtarın anlaşmalı olarak keşideciyi zarara uğratmak amacı ile kanun eli ile yasalardan haksız faydalanma ve tefecilik faliyetine zemin hazırlamakta olduğunun incelenmesi konusunda gerekli belgeleri ile ilgili savcılık birimlerine başvurmuş durumdayım. Ve taraf olması gereken maliye birimlerine de kendi defterlerimi inceleterek başvurusunda bulunmuş durumdayım.Şahısların çeki aldıkları kişi ile hiç bir ticari bağlarının, alacak ve vereceklerinin olmadığını ikrar ettikleri diğer takip alacaklısının zarara uğratılarak verilen itiraz belki çekin sebepten mücerret olması ilkesinin arkasına sığınılsa da davanın ceza davası olması sebebi ile ve devletin açıkça zarara uğratıldığı kanaati ve vergi kaçakçılığı suçuna aracılık edilmiş olacağından sebep Takdiri sayın mahkemenize bırakıyorum.
” TCK 241. Maddesinde tefecilik suçunun oluşması için bu eylemin meslek edinilmesi ve süreklilik arz edip etmemesi şart koşulmamıştır. Bu durumda kişinin yalnızca bir defa kazanç elde etmek maksadıyla başkasına borç para vermesi yeterlidir. Suçun süreklilik taşıması, meslek haline getirilmesi suçun içtima kısmında incelenmelidir. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında uzun süre tefecilik suçunun oluşabilmesi için birden fazla kişiye sistemli ve sürekli biçimde faiz karşılığı para verilmesini gerekli kılmıştır (CGK, 25.09.2007, 2007/7-213, 2007/191). Güncel içtihatlardaysa durum değişmekte, suçun oluşması için bir kişiye ödünç para verilmesi yeterli görülüp, bu işin meslek haline getirilmesi aranmamakta, birden fazla kişiye karşı işlendiğinde içtima hükümleri devreye sokulmaktadır.”
16-) Şahıslar savcılık soruşturmalarında çelişkili ifadeler vermiş ve ticari defterleri yok hükmünde saymaktadırlar. Adem Güryap isimli şahsın tefecilik namına çeki iktisap ettiği açıktır. Öyleki ahşap işi ile uğraşmasına karşın ne için çek aldığı ve bunu hangi belgeye dayandırdığı ile ilgili hiç bir evrakının bulunmayışı bunu ortaya açıkça koymaktadır. Kaldıki ticari mükelleflerin bu alım satımları ticari defterlerine işlemeleri zorunluluğu bulunmaktadır. Evrak kayıtlarının bu doğrultuda olmadığıda yapılan maliye incelemelerinde sabittir. Gelir idaresi başkanlığının 1074459413 benzersizlik kodu ile yapmış olduğu yoklama ve tatkikatta gerekli tesbitler yapılmış durumların incelenmesini telep ve arz ederim.

7-7

SONUÇ VE İSTEM

Yukarıda arz ve izah edilen sebep ve gerekçeler mucibince; takdir ve ifası makamınıza ait olmak üzere, hukuka açıkça aykırı olan ———————(K) karar sayılı kesinleşmiş mahkumiyet hükmünün bozulması amacıyla üzerime atılı suçlardan YARGITAY TEMYİZ yoluna başvuruyorum ve hakkımdaki ilamın kesin olması nedeniyle, infazına başlanılmış ise 5271 sayılı CMK. m. 312/2 gereği İNFAZIN DURDURULMASINA karar verilmesini, yüce makamınızdan yüksek saygıyla diler, tensip ve görüşlerinize arz ederim.

SONUÇ VE İSTEM :

1-) Yukarıda eteaflıca anlattığım şekilde usül ve yasaya aykırı ————————– kararının 7165 sayılı yasanın 7. Maddesi yürürlüğe girmesi sebebiyle temyize kabil hale gelmiştir bu kapsamında anayasa hukuk devleti ilkesi anayasa 36 hak arama hürriyeti 38 .madde 3. Fıkra anayasa 90 avrupa insan hakları sözleşmesi 6. Madde adil yargılama ilkeleri ve adil mahkemelere başvuru ve kanun yollarına başvuru hakkım çerçevesinde talebimdir. kesinleşme işlemi yasa koyucu tarafından iptal edildiğinden ve zaten infaz yasası kapsamında adli para cezalarının hapis cezalarına çevrilmesinde maksimum infaz sureside 2 yıl olduğundan ve günlüğü 100 tl üzerinden çektirildiğinden tüm bu hükümlerin ışığı altında değerlendirildiğinde bam kararının usul ve yasaya aykırı olarak kaldırılması ve bu şekilde bozulmasını ve bu nedenle ilgili yargıtay ceza dairesine gönderilerek temyiz edilmesine imkan verilmesini ve infazın durdurulmadına gerekli yerlere müzekkere yazılmasına karar verilmesini talep ederim.

2_) Yok eğer sayın mahkeme anayasa mahkemesi kararları geriye yürümez kanunlar geriye yürümez kanaatindeyse ceza usulde bunun mümkün olmadığı ve bamın kesinleşme işleminin hükümsüz olduğu, tüm saydığımız sözleşmeler ve anayasa hükümlerine ve taleplerimize rağmen temyizi kabil değildir diyorsa o zaman sayın mahkemeden mevcut yasal feri durum çerçevesinde yeni oluşan durum kabul edilerek cmk 311 dahilinde yargımanın yenilenmesine karar verilmesini ve dosyamın bu çerçevede vereceğiniz karar üzerine temyize gönderilmesine karar verilmesini ve infazın ivedilikle durdurulmasına karar verilmesini ve eğer bu talebimizin dahi usul ve yasaya aykırı olduğu kanaatindeyseniz kabul etmiyorsanız bu sefer sayın mahkemeden cmk 310 kapsamında kararın kaldırılması gerekli çok ağır usul ve yasaya aykırılık taşıyan bir karar olduğuna inandığımızdan mevcut feri durum çerçevesinde bu yeni durum gözetilerek dosyamızın yargıtay c. Başsavcılığına gönderilmesini ve bu çerçevede infazın durdurulmadına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin verdiği kararın TEMYİZEN BOZULMASINA karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim.

Bir Cevap Yazın